oturma odası.

28 Nisan 2012 Cumartesi

Kendimden


Koştukça yoruldum; yoruldukça daha da koştum.Ve tükendikçe,sona ulaşmak için karanlık sokaklardan geçtim.Yürüdükçe kirlendim; umursamadan kirlendikçe yürüdüm.Sona yaklaşmak istedikçe,son uzaklaştı benden.İnsanlar 'neden' diye sordu cevap vermedim.Anlayamazlar."Sen bu kadar mısın ya bu kadar.Bunu kendine neden yapıyorsun?" diyenlere.Sessiz bir ucube gibi "Bu kadarım." dedim.
"Tahmin ettiğinizden daha fazlayım": Benim iç cümlelerim.
Onlar Tanrı'dan korkar,bense ta kendimden.Çünkü Tanrı sağı solu belli olmayan birinin yanında,aynı zamanda kitaplarda yazan olağanca güzelliğiyle hoşgörülü ve affedicidir.Tanrıdan korkarsın ama yine de yaparsın.Çünkü o affeder.Gece yastığa başınızı koyduğunuzda; hanginiz kendinizi affedersiniz? Ki en korkuncudur; hanginiz her gece kendinizi affetmeden,yarına dolu pişmanlıklarla uyanırsınız? Ben her gözlerimi kapatıp,uykuya dalmaya çalıştığımda,korkularımın başıma üşüşmesiyle ürperiyorum.Herkesi affedeceğim ben; önce çekip giden babamı,kalbimi kıranları,yalancıları, hatta ve hatta Tanrı'yı bile affedeceğim.
Ama asla kendimi....
Ve hayat -tüm acılarıyla beraber- kelimenin tam manasıyla kapıma dayandığında.Ona bi' korkak olduğumu söyleyeceğim utanmadan.Tanrı'ya "Sabah olmadan gideceğim bu evrenden" demek istiyorum.
"Sende bende mutlu olalım"
Ama kendimi affedebilmeliydim önce; ölmek için.O yüzden şimdilik susuyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder