biliyorum
gökyüzü yeterince kalabalık
yeryüzü yeterince aşağılık
biliyorum
hiçbir yere ait değilim ve
hiçbir yer de bana ait değil
biliyorum on iki saatte bir
aç karnına
bir duble şiir
biliyorum, iyi ezberledim
yokmuşum ve yokmuşsun gibi devran
biliyorum her elveda yarım kalır
biliyorum dağlar yelsiz kalmaz ve zamanla alışırım
biliyorum necla, biliyorum. lütfen sus artık
bd.
24.02.ikibinon3
oturma odası.
24 Şubat 2013 Pazar
23 Şubat 2013 Cumartesi
Tanrı; hiç ağlar mı?
tanrı hiç ağlar mı diye sordu.
insanlar nasıl ölüyor sanıyorsun sen?
tanrının ağladığı damlalarda boğulurlar.
tanrı olduğu için dedim.
öylece evrenin tepesine oturup;
her şeye uzaktan hükmedip;
sayılamayacak güce sahip olmasına rağmen,
insanlara mutluluğu veremediği için ağlar.
yani diyorsun ki. tanrı ağladığı sürece ölür insanlar.
hayır dedim,
mutlu olamadıkları sürece ölür insanlar.
tanrı bizi yaratırken fazla nefret, kin, kibir koymuş kalplerimize.
ve sonra bununla savaşabilmemiz için demiş ki;
irade sahibisiniz ey insanlar.
“iyi” olmaya çabalarken hepimiz;
mutluluğu unutmuşuz.
tanrının yalnız kalmaması için yarattığı oyuncaklardık; biz.
dünya ise onun için; küçücük bir oyuncak evdi.
o; bizi izleyip, eğlenecekti.
ama sonra ne olmuş tahmin et?
ne olmuş? sıkılmış mı oyuncaklarından tanrı.
hayır dedim.
tanrı. oyuncaklarını sevmeye başlamış.
çok sevmiş hemde.
sonrasında da böyle ağlar olmuş.
o ağladıkça ölmüş insanlar.
ve insanlar öldükçe;
daha çok ağlamış tanrı.
cansusena 23/2/13
cansusena 23/2/13
16 Şubat 2013 Cumartesi
bir ölünün not defteri. 7.
bu cümlelere kalbinde yer veren insanlara
*yalnızlık üzerine -yine ve yine-
Yalnızlığı anlatmaya çalıştık. Kendimizce afili tanımlamalar yaptık. Her şiirde yalnızlığı gördük, her romanda masum karakterin yalnızlığını okuduk. Oysa yalnızlık, her şeyin toplamıydı. Oysa yalnızlığa her şeyin toplamıydı derken bile, yalnızlığı bir kalıba sığdırmaya çalıştık. Ve en büyük hatayı da, yalnızlığı aşk'a mâl etmekle yaptık.
*aşk'ın şiirlerle olan ilişkisi üzerine -yine ve yine-
Aşk'ın yaşaması için gerekli hava şartları
Sadece
Şiirlerde vardır!
*çiçekleri kıskanan kelebekler üzerine
Hayata gözlerini yeni açmış bir bebek
Güzelliğindeki o masum çiçeği
Anlatamam burada
Kabul etmez kelebekler!
*güzel birkaç adam üzerine
Bir gece ansızın "Ben de yazacağım ulan! Şu kahpe dünyanın kalbine bir mızrak da ben sallayacağım!" diye celalleniverdim.
Sonra murat menteş diye bir herifin dublörlü mublörlü bi romanını okudum, yazmaktan vazgeçtim! Bu şokun üzerine yetmezmiş gibi ah muhsin ünlü diye ismi tuhaf (ki öğrendim ki, gerçek ismi onur ünlü imiş) bir herifin alen.. alen neydi lan.. heh, alengirli şiir diye bir şiirini okudum, şiirden vazgeçtim!
Şu an anladım ki böyle adamlar yazıyorken, benim yazmam caiz değilmiş abiler. Allah günah yazarmış.
Son zamanlarda da franz kafka diye bir gençten söz ediyorlar. Hayır, onu asla okumayacağım, yaşamaktan da vazgeçmek istemiyorum!
*bok üzerine
Teorik olarak yemek yemek bizim için ne kadar önemliyse, sıçmak da o kadar önemli.
İnsan su içmeden yaşayamazsa, sıçmadan da yaşayamaz.
Fakat yemek yerken gösterdiğimiz özeni, (amına koyim) (maalesef) sıçarken göstermiyoruz.
Yemek duası var mesela.
Kaçınız sıçarken dua ediyor?
*ölüm üzerine
Ölüler hayal kuramıyormuş, öyle dediler.
Ben de bu yüzden bir süre daha yaşamaya karar verdim.
bd.
onaltı.sıfır2.ikibinon3
8 Şubat 2013 Cuma
neclalı şiyirler. 2.
bu kadar kalabalık değildi şehir
bu kadar gri değildi gökyüzü
ağaçlar bu kadar yalnız ve kahverengi
sessizlikler bu kadar ölümcül değildi
bu kadar çekilmez bir adam da değildim
sen gelmeden önce
sen geldin
ve
hayallerimin yünlü battaniyesini üzerine örttün
şimdi ben üşüyorum
oysa Necla
hayallerim ikimize de yeterdi
oysa Necla
battaniyem çift kişilikti
bd.
sıfır8.sıfır2.2013
bu kadar gri değildi gökyüzü
ağaçlar bu kadar yalnız ve kahverengi
sessizlikler bu kadar ölümcül değildi
bu kadar çekilmez bir adam da değildim
sen gelmeden önce
sen geldin
ve
hayallerimin yünlü battaniyesini üzerine örttün
şimdi ben üşüyorum
oysa Necla
hayallerim ikimize de yeterdi
oysa Necla
battaniyem çift kişilikti
bd.
sıfır8.sıfır2.2013
7 Şubat 2013 Perşembe
ruh yoksulluğu
saat gecenin en ölü zamanlarıdır
tanju okan çalıyordur radyoda
bir tek sen dinliyorsundur o an radyoyu
karanlıkta kendini arıyorsundur mahçup mahçup
sonra çişin geliyordur
içkiyi biraz fazla kaçırmışsındır
klozeti bulmak başarılı bir nokta atışıdır senin için
masallara inanmazsındır
fakat sen de beyaz atlı prens olmak istemişsindir
ve bilirsin ki mezarlıklar süper kahramanlarla doludur
saat gecenin en ölü zamanlarıdır
tanju okan çalıyordur radyoda
en son sevgilin terk ettiğinde sığınmışsındır tanju okan'a
en son sevgilin terk ettiğinde içmişsindir bu kadar
en son sevgilin terk ettiğinde rezil olmuşsundur annene ve rüsva
gözkapakların irisi işgal etmeden önce
ufak bir not bırakmışsındır gezegene
mutsuzluğun farkına varmak da insanı mutlu eder,
diye
ve biteviye ıstırap cümbüşü
bd.
sıfır7.sıfır2.2013
tanju okan çalıyordur radyoda
bir tek sen dinliyorsundur o an radyoyu
karanlıkta kendini arıyorsundur mahçup mahçup
sonra çişin geliyordur
içkiyi biraz fazla kaçırmışsındır
klozeti bulmak başarılı bir nokta atışıdır senin için
masallara inanmazsındır
fakat sen de beyaz atlı prens olmak istemişsindir
ve bilirsin ki mezarlıklar süper kahramanlarla doludur
saat gecenin en ölü zamanlarıdır
tanju okan çalıyordur radyoda
en son sevgilin terk ettiğinde sığınmışsındır tanju okan'a
en son sevgilin terk ettiğinde içmişsindir bu kadar
en son sevgilin terk ettiğinde rezil olmuşsundur annene ve rüsva
gözkapakların irisi işgal etmeden önce
ufak bir not bırakmışsındır gezegene
mutsuzluğun farkına varmak da insanı mutlu eder,
diye
ve biteviye ıstırap cümbüşü
bd.
sıfır7.sıfır2.2013
5 Şubat 2013 Salı
Ya da;
Gökyüzü yağmış yağmurdan. Her yer o kadar mavi ki o kadar olur. Kuşlar güneye göç etmekten vazgeçmiş, baktım hepsi kuzeye. O gün; bardağın her tarafı dolu. Hiç kimse kalkmamış solundan.
Sen ki hep gülmüşsün; gözlerime. Daha bir gün ne kadar harikulede olabilirmiş ki? Olamamış zaten. Elaydı gözlerin ve parıldardı. Bana mı sadece, yoksa herkese mi bilmem ama her biri gün ışığı değerinde. O günün akşamı kalbim takılı kalmış paltona. Saç telim nasıl yapışmışsa kazağına, öyle işte. Dedim ki sana; o huysuz biraz, biraz aklı bir karış hava da ama yeterince beyaz. Alıngandır dedim bir o kadar da kırılgan. Şimdi gittiyse sana kalbim, dönmez bir daha bana. Sev onu. Çok kez sev. Sonsuz sev. Ama sevemeyeceksen ve günün birin de geri getireceksen onu bana, şimdiden geri ver. Çünkü sana alışırsa kalbim, kendini senin bir parçan sanır. Ve hatta utanmaz kalbinin yerine koyar kendini; atmaya çalışır, çabalar. Ve sonra sen bunu görmezsen ne olur biliyor musun? Yavaş yavaş ölür orada, ruhun duymaz.
Ya sev onu, ya öldür.
Ya sonsuz kadar kal bu yüzden ya da şimdiden yürüdüğün yolu geri dön.
Artık benim o diyorsan, al koy başucuna ya da. Ya da boş ver.
O gün kalbim kalmış kıyında köşende işte.
Fark etmemişsindir bile.
cansusena- şubat/13
Sen ki hep gülmüşsün; gözlerime. Daha bir gün ne kadar harikulede olabilirmiş ki? Olamamış zaten. Elaydı gözlerin ve parıldardı. Bana mı sadece, yoksa herkese mi bilmem ama her biri gün ışığı değerinde. O günün akşamı kalbim takılı kalmış paltona. Saç telim nasıl yapışmışsa kazağına, öyle işte. Dedim ki sana; o huysuz biraz, biraz aklı bir karış hava da ama yeterince beyaz. Alıngandır dedim bir o kadar da kırılgan. Şimdi gittiyse sana kalbim, dönmez bir daha bana. Sev onu. Çok kez sev. Sonsuz sev. Ama sevemeyeceksen ve günün birin de geri getireceksen onu bana, şimdiden geri ver. Çünkü sana alışırsa kalbim, kendini senin bir parçan sanır. Ve hatta utanmaz kalbinin yerine koyar kendini; atmaya çalışır, çabalar. Ve sonra sen bunu görmezsen ne olur biliyor musun? Yavaş yavaş ölür orada, ruhun duymaz.
Ya sev onu, ya öldür.
Ya sonsuz kadar kal bu yüzden ya da şimdiden yürüdüğün yolu geri dön.
Artık benim o diyorsan, al koy başucuna ya da. Ya da boş ver.
O gün kalbim kalmış kıyında köşende işte.
Fark etmemişsindir bile.
cansusena- şubat/13
27 Ocak 2013 Pazar
neclalı şiyirler. 1.
ahşap evlerin bulunduğu
sokaktan geçiyordun
duvarlarına adlarımızı kazıdığımız o ahşap binalar
iyi bak onlara
eline tutan kravatlı pezevengin üzerinde enkaz olmak ister haldeler
oysa o ahşap evler, o yaşlı kaldırımlar
bizi severlerdi Necla, bilirdin
ben de seni severdim, hem de çok severdim, bunu da bilirdin
fakat bilmemezlikten gelirdin
bd.
yirmialtı.01.2013
o çok sevdiğim mavi gömleğin vardı üzerinde
pek bir afiliydin doğrusu
bir de o ibne oğlu ibne vardı yanında
elini tutmuştu
sırıtıyordu sana
seni sevdiğini tekrarlayıp duruyordu soktuğumun yalancısı
sırıtırak söylüyor bir de Necla, sırıtarak
sen bu çocuğa nasıl tahammül edebiliyorsun
bak Necla, şu yaşlı kaldırım taşları var ya
aralarından otlar fışkırmış olan o kaldırım taşları
iyi bak onlara
seni onun kollarında görmekten utanır haldeler
bak Necla, şu gördüğün ahşap evler var yapek bir afiliydin doğrusu
bir de o ibne oğlu ibne vardı yanında
elini tutmuştu
sırıtıyordu sana
seni sevdiğini tekrarlayıp duruyordu soktuğumun yalancısı
sırıtırak söylüyor bir de Necla, sırıtarak
sen bu çocuğa nasıl tahammül edebiliyorsun
bak Necla, şu yaşlı kaldırım taşları var ya
aralarından otlar fışkırmış olan o kaldırım taşları
iyi bak onlara
seni onun kollarında görmekten utanır haldeler
duvarlarına adlarımızı kazıdığımız o ahşap binalar
iyi bak onlara
eline tutan kravatlı pezevengin üzerinde enkaz olmak ister haldeler
oysa o ahşap evler, o yaşlı kaldırımlar
bizi severlerdi Necla, bilirdin
ben de seni severdim, hem de çok severdim, bunu da bilirdin
fakat bilmemezlikten gelirdin
bd.
yirmialtı.01.2013
23 Ocak 2013 Çarşamba
8. 15 vapuru
8. 15 vapurundaydı ve nasıl öleceğini kurguluyordu genç adam.
Ardından vapur kalktı, Beşiktaş'a geçti.
Genç Adam vapurdan indi, 32 saniye ışıklarda bekledi, karşıya geçti, çarpıştığı bayandan özür diledi, iş yerine vardı, patrondan azar işitti, öğle yemeğinden sonra bir sigara içti, işten çıktı, sokağın girişindeki bakkaldan bir ekmek aldı, evine gitti, evinde onu bekleyen yalnızlığıyla sevişti, televizyonun karşısına geçti, kanalları dolaştı, çok boktan bir siyaset programına takıldı ardından uyuyakaldı ve osura osura uyudu.
Sabah kalktı, kahvaltı etmeden evden çıktı, köşedeki pastaneden poğaçasını aldı, Kadıköy iskelesine geldi, akbilini o siktiriboktan alete dokundurdu ve vapura bindi.
8.15 vapurundaydı ve nasıl öleceğini kurgulamaya devam ediyordu genç adam.
Belki de ölüyordu. Ya da çoktan ölmüştü.
Sigara aldığı büfedeki adama sordu: "Abi sence ben ölü müyüm?" Cevap alamadı. Patronuna sordu: "Efendim sizce ben ölü müyüm?" Cevap alamadı. İskeledeki güvenlik görevlisine sordu: "Kardeş sence ben ölü müyüm?" Yine cevap alamadı.
Genç Adam, gerçekten ölüydü. Sadece kabullenmesi için biraz zamana ihtiyacı vardı.
bd.
yirmiüç.sıfırbir.2013
Ardından vapur kalktı, Beşiktaş'a geçti.
Genç Adam vapurdan indi, 32 saniye ışıklarda bekledi, karşıya geçti, çarpıştığı bayandan özür diledi, iş yerine vardı, patrondan azar işitti, öğle yemeğinden sonra bir sigara içti, işten çıktı, sokağın girişindeki bakkaldan bir ekmek aldı, evine gitti, evinde onu bekleyen yalnızlığıyla sevişti, televizyonun karşısına geçti, kanalları dolaştı, çok boktan bir siyaset programına takıldı ardından uyuyakaldı ve osura osura uyudu.
Sabah kalktı, kahvaltı etmeden evden çıktı, köşedeki pastaneden poğaçasını aldı, Kadıköy iskelesine geldi, akbilini o siktiriboktan alete dokundurdu ve vapura bindi.
8.15 vapurundaydı ve nasıl öleceğini kurgulamaya devam ediyordu genç adam.
Belki de ölüyordu. Ya da çoktan ölmüştü.
Sigara aldığı büfedeki adama sordu: "Abi sence ben ölü müyüm?" Cevap alamadı. Patronuna sordu: "Efendim sizce ben ölü müyüm?" Cevap alamadı. İskeledeki güvenlik görevlisine sordu: "Kardeş sence ben ölü müyüm?" Yine cevap alamadı.
Genç Adam, gerçekten ölüydü. Sadece kabullenmesi için biraz zamana ihtiyacı vardı.
bd.
yirmiüç.sıfırbir.2013
19 Ocak 2013 Cumartesi
bir ölünün not defteri. 6.
ne başlangıcı var ölümün ne de sonu...
a.
sesin!..
beni benden alan lanet bir melodik tınıdan başka bir şey değil.
b.
kim bilir
ne günahlar işleniyordur tek kişilik yataklarda
kim bilir
ne günahlar çıkarılıyordur bir dudaktan öteki dudağa
c.
mutlu olmak hoş ama
o mutluluğun hüzne dönüşme evresi var bir de.
d.
çoğu şair
çocuk yaşta ölür.
daha çocukken şiiri terk etmek zorunda kalır
çoğu şair.
çünkü burada
mühendisler şairlerden daha önemli şahsiyetlerdir,
her zaman.
e.
gökyüzü siyaha boyanmış,
saat gecenin ikisi.
fahişeler; ağlayan şehrin, yalnız ve ıssız sokaklarında..
ve kaçı şu an iş başında!
f.
bu o-r-o-s-p-u-ç-o-c-u-ğ-u dünyada tuhaf bir tat var.
içinde bulunmaktan nefret ediyorsun;
fakat onsuz yapamıyorsun.
g.
beyaz geceler yok artık.
ayın gülen yüzü de yok;
yıldızların aşk dolu ışıltıları da.
gökkuşağı da uğramaz bir daha.
hepsi senin yüzünden.
h.
ah şu yirmibirinci yüzyıl aşkları yok mu!
koskoca Nazım'ı bitirdiler...
bd.
13.01.ikibin13
a.
sesin!..
beni benden alan lanet bir melodik tınıdan başka bir şey değil.
b.
kim bilir
ne günahlar işleniyordur tek kişilik yataklarda
kim bilir
ne günahlar çıkarılıyordur bir dudaktan öteki dudağa
c.
mutlu olmak hoş ama
o mutluluğun hüzne dönüşme evresi var bir de.
d.
çoğu şair
çocuk yaşta ölür.
daha çocukken şiiri terk etmek zorunda kalır
çoğu şair.
çünkü burada
mühendisler şairlerden daha önemli şahsiyetlerdir,
her zaman.
e.
gökyüzü siyaha boyanmış,
saat gecenin ikisi.
fahişeler; ağlayan şehrin, yalnız ve ıssız sokaklarında..
ve kaçı şu an iş başında!
f.
bu o-r-o-s-p-u-ç-o-c-u-ğ-u dünyada tuhaf bir tat var.
içinde bulunmaktan nefret ediyorsun;
fakat onsuz yapamıyorsun.
g.
beyaz geceler yok artık.
ayın gülen yüzü de yok;
yıldızların aşk dolu ışıltıları da.
gökkuşağı da uğramaz bir daha.
hepsi senin yüzünden.
h.
ah şu yirmibirinci yüzyıl aşkları yok mu!
koskoca Nazım'ı bitirdiler...
bd.
13.01.ikibin13
15 Ocak 2013 Salı
Yazmazsam deli olacaktım
Söz vermiştim kendi kendime: Yazı bile yazmayacaktım.
Yazı yazmak da, bir hırstan başka ne idi?
Burada, namuslu insanların arasında sakin, ölümü bekleyecektim; hırs, hiddet neme gerekti?
Yapamadım.
Koştum tütüncüye, kalem, kağıt aldım.
Oturdum.
Adanın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkarttım.
Kalemi yonttuktan sonra tuttum öptüm.
Yazmazsam deli olacaktım...
Yazı yazmak da, bir hırstan başka ne idi?
Burada, namuslu insanların arasında sakin, ölümü bekleyecektim; hırs, hiddet neme gerekti?
Yapamadım.
Koştum tütüncüye, kalem, kağıt aldım.
Oturdum.
Adanın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkarttım.
Kalemi yonttuktan sonra tuttum öptüm.
Yazmazsam deli olacaktım...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
