oturma odası.

11 Nisan 2015 Cumartesi

bir garip dut ağacı hikayesi

cansever ölmüştü ve takılmıştım ben o âna
anlardı elbet beni yeni doğum yapan bir ana

hiç kuşku yok ki hazin bir ölüm girdabına dahiliz
unutulmasın, umulmadık bir diş ağrısıyız, çaresiz

çürümüş cesedimle baş başayım
-dosdoğru bir yalnızlık bendeki-
sade bir ayrıntı var:
senden önce faili meçhul idim
senden sonra katilim belli

varlığını özlemek ritüelleri - şiire meyleder kalemi
maşallah müzelik bir kalbin var ve benim göğsümde
okuma yazma bilmeyen seksen yedilik bir baba'nne


-karmaşık hatıralarım var, hatırlandıkça darmaduman-


geceye açılan kapılar hangi devirden geçer
hangi devrin gözyaşları bu -tereddütsüz terapi-
ki ağlamak en makul dışavurumudur susamayışın
bu yüzden geceler vardır ve bu yüzden
ağlar bir baykuş çok sevdiği dut ağacının bağrında
-bir baykuşun gözyaşı her daim efsunludur, maviye çalar-

ağlar bir baykuş ve beklenmedik zamanlarda ölür serçeler
baykuş bilhassa karanlığı seçer ağlamakçin
serçe bilhassa gökyüzünü seçer ölmekçin

ve cefa...
ağlayan baykuşun gözyaşları yeşertir dut ağacını

sonra bir nisan sabahı bakarsın ki
ortada ne gözyaşı var ne baykuş
dalları sevda yeşili bir dut ağacı
yalnız..




eylül, ikibinon4

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder