Ey kendini tüm maneviyatıyla aşk yoluna sürgün etmiş olan çaresiz can!
Birinci vazifen, sevgilinin istiklâlini, sevgi cumhuriyetini, ilelebet,
muhafaza ve müdafaa etmektir!
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli şiire inanmaktır. Bu temel, senin,
en kıymetli ikinci hazinendir; birincisi O’dur. İstikbalde dahi, seni şiir’den
mahrum etmek isteyecek, dâhili ve hârici ansiklopediler ve test kitapları
olacaktır. Bir gün, şiir’i ve aşk’ı müdafaa mecburiyetine düşersen, içinde
bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerait,
sınav haftasında ya da leyese’ye az kala bir vakitte tezahür edebilir. Aşk’a
ve şiir’e kastedecek düşmanlar, bütün dünyada, hayallerin bile uğramadığı bir
galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile masum yüreğinizin, bütün
kalelerine girilmiş, bütün kütüphaneleri mühürlenmiş, bütün şiir kitapları
yakılmış ve ütopyaların her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu
şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dâhilinde, iktidara
sahip olanlar, şairleri kaleminden, sevgilileri birbirinden ayırarak, gaflet ve dalâlet ve hatta hıyanet içinde
bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini ve müstevlilerin
siyasi emellerini okumaktan daha mühim görebilirler. Düşleriniz, fakr ü zaruret
içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.
Ey kendini tüm maneviyatıyla aşk yoluna sürgün eden çaresiz canların evladı!
İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen; sevgi’yi ve sevgiliyi, şiir’i ve
şair’i, aşk’ı ve o’nu kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, mürekkebindeki mavi
kanda mevcuttur!
iki-bin-on-üç.
-bd.
oturma odası.
28 Temmuz 2013 Pazar
25 Temmuz 2013 Perşembe
bir kadın
Bir kadın sevebilir mi?
Bir erkek kadar bağlanabilir mi?
Bizim gibi sevip bizim gibi esirgeyebilir mi?
Bağlanabilir mi?
Kalabilir mi?
Tüm hayatını teslim edebilir mi?
Yapabilir mi?
Düşüncelerini sadece onun için, onun istediği gibi oldurmak için harcayabilir mi?
Bir kadın dokunabilir mi?
Hissedebilir mi?
Hissettiğini anlatabilir mi?
Bir kadın, takabilir mi güvercin gerdanlığını boynuna?
Gözlerini açtığında yanında görmek ister mi bir kadın?
Ama öncelikli olarak;
Bir kadın sevebilir mi?
Emre A? (fazla noktamız yoktu soru işaretiyle yetindim)
tarih: bundan yıllar yıllar önce olabilir mi?
25.07.2013
Bir erkek kadar bağlanabilir mi?
Bizim gibi sevip bizim gibi esirgeyebilir mi?
Bağlanabilir mi?
Kalabilir mi?
Tüm hayatını teslim edebilir mi?
Yapabilir mi?
Düşüncelerini sadece onun için, onun istediği gibi oldurmak için harcayabilir mi?
Bir kadın dokunabilir mi?
Hissedebilir mi?
Hissettiğini anlatabilir mi?
Bir kadın, takabilir mi güvercin gerdanlığını boynuna?
Gözlerini açtığında yanında görmek ister mi bir kadın?
Ama öncelikli olarak;
Bir kadın sevebilir mi?
Emre A? (fazla noktamız yoktu soru işaretiyle yetindim)
tarih: bundan yıllar yıllar önce olabilir mi?
25.07.2013
20 Temmuz 2013 Cumartesi
burnu yırtık papuçlar.
‘hiçbir
çocukluk eskimez’ derdi tanımadığım bir bilge
‘sadece zaman aşımına uğrar’ diye de eklerdi
biz;
‘sadece zaman aşımına uğrar’ diye de eklerdi
biz;
vakti zamanında çocuktuk
olur olmaz yerlerden sümüklerimiz çıkardı
işemek için tuvalete ihtiyaç duymazdık
hortumlardan fışkıran suyla ütopyaları aşardık
bir şeyin varlığından emin olmak için
ellerdik o şeyi
ve o şey, çoğu zaman bir kadının memesi olurdu
tost makinelerinin kızarttığı hayallerle
beslenirdik ilkokulda
üzerine tereyağı sürülmüş umutlarımız vardı
ve annelerimiz çok güzel çilek reçeli yaparlardı
akşam misafirliklerinde annelerimiz çay içerdi
bize portakal suyu düşerdi
türk kahvesi özel zamanlar içindi
yazılı olmayan kurallardı bunlar bizim mahallede
ve anasayadan üstün gelirdi
akşam ezanları bizim için günün bittiğini belirten
resmi bildirilerdi
taşlar duvar kenarlarına itelenirdi
ve bir anda bozulmuş olurdu kaleler
o güne dair ne kadar nefret varsa orada kalırdı
ceplerimize mutluluk doldururduk
göt cebimizde sevgi taşırdık
ve mutlaka azar işitirdik ana babamızdan
pataklanmışızdır da çoğu zaman
papuçlarımızın burnu yırtılmıştır çünkü
biz;
olur olmaz yerlerden sümüklerimiz çıkardı
işemek için tuvalete ihtiyaç duymazdık
hortumlardan fışkıran suyla ütopyaları aşardık
bir şeyin varlığından emin olmak için
ellerdik o şeyi
ve o şey, çoğu zaman bir kadının memesi olurdu
tost makinelerinin kızarttığı hayallerle
beslenirdik ilkokulda
üzerine tereyağı sürülmüş umutlarımız vardı
ve annelerimiz çok güzel çilek reçeli yaparlardı
akşam misafirliklerinde annelerimiz çay içerdi
bize portakal suyu düşerdi
türk kahvesi özel zamanlar içindi
yazılı olmayan kurallardı bunlar bizim mahallede
ve anasayadan üstün gelirdi
akşam ezanları bizim için günün bittiğini belirten
resmi bildirilerdi
taşlar duvar kenarlarına itelenirdi
ve bir anda bozulmuş olurdu kaleler
o güne dair ne kadar nefret varsa orada kalırdı
ceplerimize mutluluk doldururduk
göt cebimizde sevgi taşırdık
ve mutlaka azar işitirdik ana babamızdan
pataklanmışızdır da çoğu zaman
papuçlarımızın burnu yırtılmıştır çünkü
biz;
vakti zamanında çocuktuk
ve gülümseme en meşhur hareketlerimizdendi
yüzümüzden eksik etmezdik
muhafazakârlığın kalesinde
anarşist faaliyetlerde bulunurduk
girilmesi yasak bahçelere girerdik
ebe olana hoş olmayan şakalar yapardık
saklambaç oynarken
ve devlete ihanet ederdik
kiraz ağaçlarına dalarak
ve gülümseme en meşhur hareketlerimizdendi
yüzümüzden eksik etmezdik
muhafazakârlığın kalesinde
anarşist faaliyetlerde bulunurduk
girilmesi yasak bahçelere girerdik
ebe olana hoş olmayan şakalar yapardık
saklambaç oynarken
ve devlete ihanet ederdik
kiraz ağaçlarına dalarak
‘hiçbir çocukluk eskimez’ derdi tanımadığım bir bilge
‘sadece biraz fazla ciddileşiriz, o kadar’ diye de eklerdi
bd.
2013.
veletken.
15 Temmuz 2013 Pazartesi
son dize.
sonra, ne mi oldu?
elbette gittin
beni ve kepazeleşmiş hayallerimi terk edip
gittin!
sonra, mezarlıklar doldu taştı seninle
her ikindi namazına müteakip seni gömdüler
başka başka hikâyelere
sonra, kahve telveleri savaş açtı kaçak çaya
bu savaşın da tek kaybedeni çocuklar oldu
her zamanki gibi
sonra, saçma sapan bir filmde senden bahsettiler
'her kadın severken terk eder!'
gibilerinden yalanlar söylediler
sonra, buna inanan erkek ırkı taarruza geçti
tahmin edemeyeceğin kadar ölüm haberi duyduk
televizyonda ve sokaklarda
hatta
kendini peygamber zanneden birkaç dallama çıktı ortaya
sonra, sen geldin aklıma
çekip gittiğin gün geldi...
benim hayatımdaki yerinse
en fazla
bunun gibi berbat bir şiirin son dizesiydi!
bd.
iki-bin-on-üç.
elbette gittin
beni ve kepazeleşmiş hayallerimi terk edip
gittin!
sonra, mezarlıklar doldu taştı seninle
her ikindi namazına müteakip seni gömdüler
başka başka hikâyelere
sonra, kahve telveleri savaş açtı kaçak çaya
bu savaşın da tek kaybedeni çocuklar oldu
her zamanki gibi
sonra, saçma sapan bir filmde senden bahsettiler
'her kadın severken terk eder!'
gibilerinden yalanlar söylediler
sonra, buna inanan erkek ırkı taarruza geçti
tahmin edemeyeceğin kadar ölüm haberi duyduk
televizyonda ve sokaklarda
hatta
kendini peygamber zanneden birkaç dallama çıktı ortaya
sonra, sen geldin aklıma
çekip gittiğin gün geldi...
benim hayatımdaki yerinse
en fazla
bunun gibi berbat bir şiirin son dizesiydi!
bd.
iki-bin-on-üç.
6 Temmuz 2013 Cumartesi
yirmi-6
yirmi altı yerinden bıçaklanmış kalbi!
yirmi altı yerinden...
ve aynı zamanda havada uçuşuyor balyozlar
ve deplase olmakta antidepresanlar
ve sokaklarda dolaşıyor rencide köpekler
ah! rabbim! yıkılsa tüm kaleler
çıksa ortaya bütün pislikler
ama sen de haklısın.. yine de
iflâh olmaz bu devre ait orospu veletler
yirmi altı dakika sonra öldü
yirmi altı yerinden bıçaklanmış kadın!
etrafta hiçbir karınca yoktu
kadını alıp hastaneye götürecek
ve yirmi altı kişilermiş
öyle diyor polis, inansak mı bilmem
ve yirmi altısı da dışarda
kim bilir hangi meyhanede
kim bilir hangi masumun gırtlağında!
ah! rabbim!
insanlar konusunda hâlâ ısrarcı mısın?
kopar kıyameti!
yirmi altı saniyeden evvel gebersin bu piçler
sen de rahata er
şeytan da bayram etsin, boş ver
ah! rabbim!
insan ırkına bu kadar yaşamak yeter!
bd.
haziran.
iki-bin-on-3
29 Haziran 2013 Cumartesi
dinozor ruhlu ben
ruhumu bir trafik kazasında kaybettik!
bir tren çarptı ruhuma;
bir gemi üzerinden geçti ruhumun;
bir uçağın kanatları altında kaldı ruhum.
-ana haberlerde belki görmüşsünüzdür
halbuki daha çok gençti..
daha ne günahlar işleyecektik beraber
daha ne tevbeler edecektik
daha ne şiyirler kusacaktık kağıtlara
sonra o şiyirleri sana postalayacaktık
yokluğuna ağlayacaktık
küfürler edecektik ardından
pencerene yumurtalar atıp kaçacaktık
-ve bilinmelidir ki:
ruhumun katili
şu anlamsız yaşam mücadelesi
ruhumu kaybettikten sonra ben de kayboldum
yaşayamaz oldum
aldığım nefesi içimde tutamaz oldum
yediğim pilavı sıçamaz oldum
bir tren çarptı ruhuma;
bir gemi üzerinden geçti ruhumun;
bir uçağın kanatları altında kaldı ruhum.
-ana haberlerde belki görmüşsünüzdür
halbuki daha çok gençti..
daha ne günahlar işleyecektik beraber
daha ne tevbeler edecektik
daha ne şiyirler kusacaktık kağıtlara
sonra o şiyirleri sana postalayacaktık
yokluğuna ağlayacaktık
küfürler edecektik ardından
pencerene yumurtalar atıp kaçacaktık
-ve bilinmelidir ki:
ruhumun katili
şu anlamsız yaşam mücadelesi
ruhumu kaybettikten sonra ben de kayboldum
yaşayamaz oldum
aldığım nefesi içimde tutamaz oldum
yediğim pilavı sıçamaz oldum
-yaşamaya çalışsam da
sınavda yapamıyorum
bir gece ansızın uyandım
saçma ama işe yarar bir fikir geldi aklıma!
ertesi sabah doğruca gittim bir petshopa
bir hayvan alayım dedim ruhumun yerine
bana eşlik etsin
-hem uyum sorunu da yaşamayız
bol miktarda kedi çarptı gözüme
oyuncak gibi köpekler
şirinlikte sınır tanımayan civcivler
kafeslerin içinde gülümseyen kuşlar
ve köşede kendi yalnızlığını oynayan
yavru bir dinozor
-bence dinozorlar bütün hayvanların karışımı
gibi bir şey!
sordum petshopçu kılıklı herife
bunun aşıları tamam mı falan diye
evet dedi sevecenlikle
verdim bir elli kağıt aldım
dinozorumu
tarih öncesinden kalma bir kişiye de
tarih öncesinden kalma bir hayvan yakışırdı ancak!
-ha bu arada, şey,
bu dinozorlar neyle beslenir bileniniz var mı?
tarih öncesinden kalma bir kişiye de
tarih öncesinden kalma bir hayvan yakışırdı ancak!
-ha bu arada, şey,
bu dinozorlar neyle beslenir bileniniz var mı?
bd.
yirmisekiz.06.2013
23 Haziran 2013 Pazar
neclalı şiyirler. 9.
Üzerimizden geçmesi gereken bulutlar var
Bizi el ele görmek isteyen portakal gibi güneş
Yaşanmayı bekleyen anılar var
Ve Yunanistan'da ekonomik kriz
Ve gülümsemene hasret gözler var
Bir de çişim
Sen de bilirsin
Beklemek, çoğu zaman yetmez
Bence de yetmez
Amerika'ya göre de yetmez
Mezardakilere göre de yetmez
Hepimiz bunu bildiğimizden
Bir karar aldık
Tomaları hazırladık:
Ben
Ve
Çileli Anadolu kadınının
tek tek dokuduğu ipek kilimler
Ve
Alev alan buz dağları
Ve
Hayallere dalmış papatyalar
Ve
Yeşile çalan hırsızlar
Bir olduk
Kapına dayandık
Ya efendi efendi kapıdan çık dışarı
Ya da atla pencereden tutalım
Bu yol kısa ama sonsuz
İnat etme artık
Gel!
Martıları üzmenin
Kelebeklerle polemiğe girmenin
Bir anlamı yok
Gel!
bd.
Bizi el ele görmek isteyen portakal gibi güneş
Yaşanmayı bekleyen anılar var
Ve Yunanistan'da ekonomik kriz
Ve gülümsemene hasret gözler var
Bir de çişim
Sen de bilirsin
Beklemek, çoğu zaman yetmez
Bence de yetmez
Amerika'ya göre de yetmez
Mezardakilere göre de yetmez
Hepimiz bunu bildiğimizden
Bir karar aldık
Tomaları hazırladık:
Ben
Ve
Çileli Anadolu kadınının
tek tek dokuduğu ipek kilimler
Ve
Alev alan buz dağları
Ve
Hayallere dalmış papatyalar
Ve
Yeşile çalan hırsızlar
Bir olduk
Kapına dayandık
Ya efendi efendi kapıdan çık dışarı
Ya da atla pencereden tutalım
Bu yol kısa ama sonsuz
İnat etme artık
Gel!
Martıları üzmenin
Kelebeklerle polemiğe girmenin
Bir anlamı yok
Gel!
bd.
10 Haziran 2013 Pazartesi
yumuşak ge
haziran'ın boktanlığı üzerine
Güneş de her insan gibi
zaman zaman işe yarıyor sadece
hele ki yaz aylarında
güvenilmez bir puşt oluyor kendisi
ve aylardan haziran olunca
yaz tatiline çıkıyor tüm bulutlar
hâl böyleyken
buzullar erirken
kuraklık insanlarla sevişirken
karıncalar bile yürümekte güçlük çekerken
yaşamak hayli zorlaşıyor
ve bir ağacın gölgesine sığınmaktan
başka çare kalmıyor
ve aylardan haziran olunca
dünya gezegeninde
dehşet ve vahşet, katliamın ana temaları oluyor
satürn halinden memnun fakat
ürkek bukelemunlar
kanadı kırılmış sivrisinekler
-ki yaralı bir böceği andırıyorlar-
keyfi kaçırılmış akbabalar
hesap sormak niyetindeler
ve aylardan haziran olunca
ani bir kararla anayasadan çıkarıyorlar maviyi
bütün martıları malta'ya sürgün ediyorlar
hücrelerde işkence ediyorlar kelebeklere
ve aylardan haziran olunca
gelinler damatlık
damatlar gelinlik
giyiyorlar
halk endişeyle gidiyor düğünlere
gelinin amcası
bileziği kime takacağını şaşırıyor
ve aylardan haziran olunca
şiir terk ediliyor
çünkü bazı geri zekalılar
şiirin aşk acısı çekmekten ibaret olduğunu sanıyor
ve aylardan haziran olunca
alfabenin en güzel harfi
yumuşak ge
oluyor.
bd.
on.sıfır-altı.2013
29 Mayıs 2013 Çarşamba
aslında yoklar'mış
şimdi yanmış kalplerimize merhemler süreriz. yalnızca yalnız.
sessiz kalabilen her damarımız, kırmızı bir gün batımından bulutlardan kanar.
ve ruh çığlıkları, boş konaklar da dolanmaktansa tam içimizden bağırır, serbestliği için.
biz yıkık döküklüğün çocuklarıyız ve karnımızı sabah sigaralarıyla doyururuz.
biz ölmeyi iyi biliriz, duygularımızın uçlarında.
biz acıyı severiz, severiz ki mutluluk öyle elini kolunu sallayarak gelmez.
biz günlük tutmak isteyip de günlük tutamayan insanlarız, bu yüzdendir ki hayata 1-0 yenik başlar ve koşarız.
kuş kadar özgür ve kuş kadar kafes içiyiz'dir biz.
biz hastayızdır ama iyileşiriz. iyileşiyoruz'dur da.
nice dokunuşlar unutur bedenlerimiz ve sevdiğimiz elleri sahipleniriz.
öpmek bizim için dünyayı baş aşağı ve herkesi alaşağı etmektir.
biz gözümüzle görmez, kulağımızla duymaz, tüm duyularımızı kalbimize yükler öyle yola çıkarız.
biz herkesiz ve en çokta hiç kimseyiz aslında. varlığımızın somut kanıtı masada ki kül tablası ve
bir kaç kağıt parçası işte.
11 Mayıs 2013 Cumartesi
neclalı şiyirler. 8.
Seni sevmemin senle bir alakası yok.
Devlet buna karışamaz.
Öğretmen sözlüye kaldırıp seni neden sevdiğimi soramaz.
Sen de soramazsın.
Beni sevme diyemezsin.
Kimi seveceğimi sana mı soracağım?
Ansızın severim seni mesela.
Nisan bitmeden severim.
Edip Cansever okurken severim.
Belki Turgut Uyar göğe bakarken severim.
Belki kızıl bir akşamüstü yorgun sokaklarda severim.
Tam tarih vermiyorum ama
22. Yüzyıla varmadan muhakkak severim.
Müslüm Baba aramızdan ayrılmadan severim mesela.
Matematik sınavına girmeden önce severim.
Eşyalarımız modernleşirken, bedenlerimiz ilkelleşiyor ya git gide;
Göğsüm bakır devrine vardığında severim.
Oltaya takılan balığın kovaya atılışını izlerken severim.
Sen mercimek çorbasını sevmesen de severim.
Hatta Necla,
Hatta
Adın Necla olmasa bile severim.
Fakat, bil ki, en çok,
-Bu konuda müsterih ol-
En çok
Sen beni sevmiyorken severim.
Çünkü bunu yüzlerce kez test ettim!
bd.
05.05.ikibinonüç
Öğretmen sözlüye kaldırıp seni neden sevdiğimi soramaz.
Sen de soramazsın.
Beni sevme diyemezsin.
Kimi seveceğimi sana mı soracağım?
Ansızın severim seni mesela.
Nisan bitmeden severim.
Edip Cansever okurken severim.
Belki Turgut Uyar göğe bakarken severim.
Belki kızıl bir akşamüstü yorgun sokaklarda severim.
Tam tarih vermiyorum ama
22. Yüzyıla varmadan muhakkak severim.
Müslüm Baba aramızdan ayrılmadan severim mesela.
Matematik sınavına girmeden önce severim.
Eşyalarımız modernleşirken, bedenlerimiz ilkelleşiyor ya git gide;
Göğsüm bakır devrine vardığında severim.
Oltaya takılan balığın kovaya atılışını izlerken severim.
Sen mercimek çorbasını sevmesen de severim.
Hatta Necla,
Hatta
Adın Necla olmasa bile severim.
Fakat, bil ki, en çok,
-Bu konuda müsterih ol-
En çok
Sen beni sevmiyorken severim.
Çünkü bunu yüzlerce kez test ettim!
bd.
05.05.ikibinonüç
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)