oturma odası.

11 Ağustos 2013 Pazar

sakın ha yıkılmasın sevdamız?


olası bir marmara depreminde
sakın ha yıkılmasın sevdamız?
kıçı kaptırmış gökdelenlerin ortasında
başıboş kalmayalım sonra?
gökyüzüne çökünce karanlık
kesilmesin şah damarımız elektrikler gibi?
harabeye dönüşmesin hayallerimiz kadıköy gibi?
ya da bir enkazın altında mahsur kalmayalım
masum bir kedi gibi?

aman diyeyim!
dikkat edelim kendimize mathilda
sevdamıza sahip çıkalım
gülüşlerimize de
gereksiz tartışmalarımızı bile
gözümüzden ayırmayalım
-ve çocuklarımızı pistten alalım.

olası bir marmara depreminde
sakın ha yıkılmasın sevdamız?
solmasın çiçeklerimiz?
huzurevlerinde huzursuzluklar çıkmasın?
üsküdar-beşiktaş vapuru gibi denizin dibini boylamasın
şiirlerimiz?

aman diyeyim!
dikkat edelim kendimize mathilda
kızımızın adını pia koymadan
gidemeyiz asla
attila ilhan'ın yanına.



bd.
iki-bin-on-üç.
tunç devri biterken.

28 Temmuz 2013 Pazar

aşk'ın gençliğe hitabesi.

Ey kendini tüm maneviyatıyla aşk yoluna sürgün etmiş olan çaresiz can!

Birinci vazifen, sevgilinin istiklâlini, sevgi cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir!

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli şiire inanmaktır. Bu temel, senin, en kıymetli ikinci hazinendir; birincisi O’dur. İstikbalde dahi, seni şiir’den mahrum etmek isteyecek, dâhili ve hârici ansiklopediler ve test kitapları olacaktır. Bir gün, şiir’i ve aşk’ı müdafaa mecburiyetine düşersen, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerait, sınav haftasında ya da leyese’ye az kala bir vakitte tezahür edebilir. Aşk’a ve şiir’e kastedecek düşmanlar, bütün dünyada, hayallerin bile uğramadığı bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile masum yüreğinizin, bütün kalelerine girilmiş, bütün kütüphaneleri mühürlenmiş, bütün şiir kitapları yakılmış ve ütopyaların her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dâhilinde, iktidara sahip olanlar,  şairleri kaleminden, sevgilileri birbirinden ayırarak, gaflet ve dalâlet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini ve müstevlilerin siyasi emellerini okumaktan daha mühim görebilirler. Düşleriniz, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ey kendini tüm maneviyatıyla aşk yoluna sürgün eden çaresiz canların evladı!

İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen; sevgi’yi ve sevgiliyi, şiir’i ve şair’i, aşk’ı ve o’nu kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, mürekkebindeki mavi kanda mevcuttur!


iki-bin-on-üç.

 -bd.

25 Temmuz 2013 Perşembe

bir kadın

Bir kadın sevebilir mi?
Bir erkek kadar bağlanabilir mi?
Bizim gibi sevip bizim gibi esirgeyebilir mi?
Bağlanabilir mi?
Kalabilir mi?
Tüm hayatını teslim edebilir mi?
Yapabilir mi?
Düşüncelerini sadece onun için, onun istediği gibi oldurmak için harcayabilir mi?
Bir kadın dokunabilir mi?
Hissedebilir mi?
Hissettiğini anlatabilir mi?
Bir kadın, takabilir mi güvercin gerdanlığını boynuna?
Gözlerini açtığında yanında görmek ister mi bir kadın?
Ama öncelikli olarak;
Bir kadın sevebilir mi?

Emre A? (fazla noktamız yoktu soru işaretiyle yetindim)

tarih: bundan yıllar yıllar önce olabilir mi?

25.07.2013

20 Temmuz 2013 Cumartesi

burnu yırtık papuçlar.

‘hiçbir çocukluk eskimez’ derdi tanımadığım bir bilge
‘sadece zaman aşımına uğrar’ diye de eklerdi


biz;
vakti zamanında çocuktuk

olur olmaz yerlerden sümüklerimiz çıkardı

işemek için tuvalete ihtiyaç duymazdık
hortumlardan fışkıran suyla ütopyaları aşardık
bir şeyin varlığından emin olmak için
ellerdik o şeyi
ve o şey, çoğu zaman bir kadının memesi olurdu


tost makinelerinin kızarttığı hayallerle
beslenirdik ilkokulda
üzerine tereyağı sürülmüş umutlarımız vardı
ve annelerimiz çok güzel çilek reçeli yaparlardı


akşam misafirliklerinde annelerimiz çay içerdi
bize portakal suyu düşerdi
türk kahvesi özel zamanlar içindi
yazılı olmayan kurallardı bunlar bizim mahallede
ve anasayadan üstün gelirdi


akşam ezanları bizim için günün bittiğini belirten
resmi bildirilerdi
taşlar duvar kenarlarına itelenirdi
ve bir anda bozulmuş olurdu kaleler
o güne dair ne kadar nefret varsa orada kalırdı
ceplerimize mutluluk doldururduk
göt cebimizde sevgi taşırdık
ve mutlaka azar işitirdik ana babamızdan
pataklanmışızdır da çoğu zaman
papuçlarımızın burnu yırtılmıştır çünkü


biz;
vakti zamanında çocuktuk


ve gülümseme en meşhur hareketlerimizdendi
yüzümüzden eksik etmezdik
muhafazakârlığın kalesinde
anarşist faaliyetlerde bulunurduk
girilmesi yasak bahçelere girerdik
ebe olana hoş olmayan şakalar yapardık
saklambaç oynarken


ve devlete ihanet ederdik
kiraz ağaçlarına dalarak


‘hiçbir çocukluk eskimez’ derdi tanımadığım bir bilge

‘sadece biraz fazla ciddileşiriz, o kadar’ diye de eklerdi




bd.
2013.
veletken.


15 Temmuz 2013 Pazartesi

son dize.

sonra, ne mi oldu?
elbette gittin
beni ve kepazeleşmiş hayallerimi terk edip
gittin!

sonra, mezarlıklar doldu taştı seninle
her ikindi namazına müteakip seni gömdüler
başka başka hikâyelere

sonra, kahve telveleri savaş açtı kaçak çaya
bu savaşın da tek kaybedeni çocuklar oldu
her zamanki gibi

sonra, saçma sapan bir filmde senden bahsettiler
'her kadın severken terk eder!'
gibilerinden yalanlar söylediler

sonra, buna inanan erkek ırkı taarruza geçti
tahmin edemeyeceğin kadar ölüm haberi duyduk
televizyonda ve sokaklarda
hatta
kendini peygamber zanneden birkaç dallama çıktı ortaya

sonra, sen geldin aklıma
çekip gittiğin gün geldi...
benim hayatımdaki yerinse
en fazla
bunun gibi berbat bir şiirin son dizesiydi!


bd.
iki-bin-on-üç.

6 Temmuz 2013 Cumartesi

yirmi-6


yirmi altı yerinden bıçaklanmış kalbi!
yirmi altı yerinden...
ve aynı zamanda havada uçuşuyor balyozlar

ve deplase olmakta antidepresanlar
ve sokaklarda dolaşıyor rencide köpekler

ah! rabbim! yıkılsa tüm kaleler
çıksa ortaya bütün pislikler
ama sen de haklısın.. yine de
iflâh olmaz bu devre ait orospu veletler


yirmi altı dakika sonra öldü
yirmi altı yerinden bıçaklanmış kadın!
etrafta hiçbir karınca yoktu
kadını alıp hastaneye götürecek
ve yirmi altı kişilermiş
öyle diyor polis, inansak mı bilmem
ve yirmi altısı da dışarda
kim bilir hangi meyhanede
kim bilir hangi masumun gırtlağında!


ah! rabbim!
insanlar konusunda hâlâ ısrarcı mısın?
kopar kıyameti!
yirmi altı saniyeden evvel gebersin bu piçler
sen de rahata er
şeytan da bayram etsin, boş ver
ah! rabbim!
insan ırkına bu kadar yaşamak yeter!


bd.
haziran.
iki-bin-on-3

29 Haziran 2013 Cumartesi

dinozor ruhlu ben

ruhumu bir trafik kazasında kaybettik!
bir tren çarptı ruhuma;
bir gemi üzerinden geçti ruhumun;
bir uçağın kanatları altında kaldı ruhum.



-ana haberlerde belki görmüşsünüzdür



halbuki daha çok gençti..
daha ne günahlar işleyecektik beraber
daha ne tevbeler edecektik
daha ne şiyirler kusacaktık kağıtlara
sonra o şiyirleri sana postalayacaktık
yokluğuna ağlayacaktık
küfürler edecektik ardından
pencerene yumurtalar atıp kaçacaktık


-ve bilinmelidir ki:
ruhumun katili
şu anlamsız yaşam mücadelesi



ruhumu kaybettikten sonra ben de kayboldum
yaşayamaz oldum
aldığım nefesi içimde tutamaz oldum
yediğim pilavı sıçamaz oldum


-yaşamaya çalışsam da
sınavda yapamıyorum


bir gece ansızın uyandım
saçma ama işe yarar bir fikir geldi aklıma!
ertesi sabah doğruca gittim bir petshopa
bir hayvan alayım dedim ruhumun yerine
bana eşlik etsin


-hem uyum sorunu da yaşamayız


bol miktarda kedi çarptı gözüme
oyuncak gibi köpekler
şirinlikte sınır tanımayan civcivler
kafeslerin içinde gülümseyen kuşlar
ve köşede kendi yalnızlığını oynayan
yavru bir dinozor


-bence dinozorlar bütün hayvanların karışımı
gibi bir şey!


sordum petshopçu kılıklı herife
bunun aşıları tamam mı falan diye
evet dedi sevecenlikle
verdim bir elli kağıt aldım dinozorumu
tarih öncesinden kalma bir kişiye de
tarih öncesinden kalma bir hayvan yakışırdı ancak!


-ha bu arada, şey,
bu dinozorlar neyle beslenir bileniniz var mı?


bd.
yirmisekiz.06.2013

23 Haziran 2013 Pazar

neclalı şiyirler. 9.

Üzerimizden geçmesi gereken bulutlar var
Bizi el ele görmek isteyen portakal gibi güneş
Yaşanmayı bekleyen anılar var
Ve Yunanistan'da ekonomik kriz

Ve gülümsemene hasret gözler var
Bir de çişim


Sen de bilirsin
Beklemek, çoğu zaman yetmez
Bence de yetmez
Amerika'ya göre de yetmez
Mezardakilere göre de yetmez


Hepimiz bunu bildiğimizden
Bir karar aldık
Tomaları hazırladık:

Ben
Ve
Çileli Anadolu kadınının
tek tek dokuduğu ipek kilimler
Ve
Alev alan buz dağları
Ve
Hayallere dalmış papatyalar
Ve
Yeşile çalan hırsızlar
Bir olduk
Kapına dayandık
Ya efendi efendi kapıdan çık dışarı
Ya da atla pencereden tutalım

Bu yol kısa ama sonsuz

İnat etme artık
Gel!
Martıları üzmenin
Kelebeklerle polemiğe girmenin
Bir anlamı yok

Gel!



bd.

10 Haziran 2013 Pazartesi

yumuşak ge

haziran'ın  boktanlığı üzerine

Güneş de her insan gibi
zaman zaman işe yarıyor sadece
hele ki yaz aylarında
güvenilmez bir puşt oluyor kendisi

ve aylardan haziran olunca
yaz tatiline çıkıyor tüm bulutlar

hâl böyleyken

buzullar erirken
kuraklık insanlarla sevişirken
karıncalar bile yürümekte güçlük çekerken
yaşamak hayli zorlaşıyor
ve bir ağacın gölgesine sığınmaktan
başka çare kalmıyor

ve aylardan haziran olunca
dünya gezegeninde
dehşet ve vahşet, katliamın ana temaları oluyor
satürn halinden memnun fakat
ürkek bukelemunlar
kanadı kırılmış sivrisinekler
-ki yaralı bir böceği andırıyorlar-
keyfi kaçırılmış akbabalar
hesap sormak niyetindeler

ve aylardan haziran olunca
ani bir kararla anayasadan çıkarıyorlar maviyi
bütün martıları malta'ya sürgün ediyorlar
hücrelerde işkence ediyorlar kelebeklere

ve aylardan haziran olunca
gelinler damatlık
damatlar gelinlik
giyiyorlar
halk endişeyle gidiyor düğünlere
gelinin amcası
bileziği kime takacağını şaşırıyor

ve aylardan haziran olunca
şiir terk ediliyor
çünkü bazı geri zekalılar
şiirin aşk acısı çekmekten ibaret olduğunu sanıyor

ve aylardan haziran olunca
alfabenin en güzel harfi
yumuşak ge
oluyor.


bd.
on.sıfır-altı.2013

29 Mayıs 2013 Çarşamba

aslında yoklar'mış

şimdi yanmış kalplerimize merhemler süreriz. yalnızca yalnız. 
sessiz kalabilen her damarımız, kırmızı bir gün batımından bulutlardan kanar.
ve ruh çığlıkları, boş konaklar da dolanmaktansa tam içimizden bağırır, serbestliği için. 
biz yıkık döküklüğün çocuklarıyız ve karnımızı sabah sigaralarıyla doyururuz. 
biz ölmeyi iyi biliriz, duygularımızın uçlarında. 
biz acıyı severiz, severiz ki mutluluk öyle elini kolunu sallayarak gelmez.


biz günlük tutmak isteyip de günlük tutamayan insanlarız, bu yüzdendir ki hayata 1-0 yenik başlar ve koşarız. 
kuş kadar özgür ve kuş kadar kafes içiyiz'dir biz. 
biz hastayızdır ama iyileşiriz. iyileşiyoruz'dur da.
nice dokunuşlar unutur bedenlerimiz ve sevdiğimiz elleri sahipleniriz. 
öpmek bizim için dünyayı baş aşağı ve herkesi alaşağı etmektir.
biz gözümüzle görmez, kulağımızla duymaz, tüm duyularımızı kalbimize yükler öyle yola çıkarız.

biz herkesiz ve en çokta hiç kimseyiz aslında. varlığımızın somut kanıtı masada ki kül tablası ve 
bir kaç kağıt parçası işte.