oturma odası.

31 Temmuz 2012 Salı

Bu sıcak çok soğuk

Merhaba ben Emre. Tam 18 yaşındayım. Kendime göre bir ailem ve çok sevdiğim kitaplarım var. Söylemem gerekirse o kadar çirkinim ki değil bir kız, gönlünde sonsuz merhamet yatan bir insan bile benimle konuşmuyor ve ben kendimi aşka inanmıyorum diye kandırıyorum.

Dün evimde tadilata başladılar ve anneanneme taşınmak zorunda kaldık bir süreliğine. Anneannem ve dedem tatile gittiler ve hava o kadar sıcak ki uyuyamıyorum. Sabaha karşı 7 civarı annemin yaptığı yatağıma girdim ve 9'a kadar uyuyamadım. Evet dokuzda uyudum ama bölük pörçüktü ve öğle 1 de kalktım. Aman Allah'ım zaten sıcak ve oruçluyuz. İlk defa orucumu bozmayı düşündüm. 

Bütün gün inci-oyun-twitter arasında geçti kısacası güzeldi yani. Akşam teyzemlere iftara gittik. Ooo yemekler çok çok güzel. Gene akşam oldu, anneannemlere geldik. Hava sıcak, ben uyuyamıyorum, hastayım, delireceğim...

Gece 2 oldu saat. Önceki gecenin uykusuzluğu var ama uyuyamıyorum, sıcak... Yattım, gözlerimi balkonun parmaklıklarına diktim. Rüzgar öyle hafif esti ki sadece tül sallanıverdi. O an aklıma sevmek istediğim kadın geldi. Sevmek istediğim diyorum çünkü o kadar çirkinim ki sevmeye hakkım olmadığı düşünüyorum. O an, o sıcak hava o kadar soğudu ki yastığıma sarıldım. Yetmedi içime sindim. Soğuktu ulan işte uyuyamıyordum. Düşündükçe onu ne kadar çirkin olduğum geldi aklıma. Hayalin en güzel yerinde kafana bir şey dank eder de her şey silinir ya o hayale dair. O oldu o gece işte. O gece o parmaklıkta ne kadar yalnız olduğumu gördüm.

Merhaba ben Emre. Tam 18 yaşındayım. Kendime göre bir ailem ve çok sevdiğim kitaplarım var. Söylemem gerekirse o kadar çirkinim ki değil bir kız, gönlünde sonsuz merhamet yatan bir insan bile benimle konuşmuyor ve ben kendimi aşka inanmıyorum diye kandırıyormuşum.

Kısacası veya belkide
Ben, haritada deniz görmüş, boğulmuşum...
Ben, dokuz köyün sahibi, dokuz köyden kovulmuşum...

26 Temmuz 2012 Perşembe

ölümperver

Eğer biraz ölüm varsa aklında,
uyu ve bir daha uyan-
ma...
Çünkü
toprak, en rahat yatak aslında...


bd.
2012.

20 Temmuz 2012 Cuma

öyle bir öleceğim ki, moda olacak

İblis yine iş başında!

"saat gecenin dördü iken ve yapılacak hiçbir şey yokken; belki de yapılacak en iyi şey intihar etmektir!.." diye düşünüyor insan.

Hangimiz mutfak bıçağı ile ölmeyi ister? Benim öyle ölüm planlarım var ki, yeni bir çığır açacağım. Ölümüm moda olacak. Akım yaratacağım. Herkes benim gibi ölecek. Sonra da onlara mahşer gününde imza dağıtacağım.

Cehennem, bizi bekliyor olacak!

Mahşer günü çok kalabalık; herkes, bir yerlere kaçışıyor olacak.
Hitler, Nazileri toplamaya çalışıyor; Lincoln, zencilerin haklarını korumaya çalışıyor; komünistler ise ideolojilerinin burada tutacağını düşünüyor olacak.

Aslında, Amerikan diye bir ırk olmadığı; kendi kendilerine maydanoz oldukları anlaşılacak.

Oralarda bir yerde, Nietzsche'ye rastlayacağım. Bir güzel pataklayacağım onu. Bıyıklarından çekip yeni bir işkence metodu geliştireceğim.

Hepimiz korkacağız; ama pişmanlık duygusu korkumuzu bastıracak. Gerçi, duygularımızdan arınmış mı olacağız, onu bile bilmiyorum. Ama hissedeceğimiz bir şeyler olacaksa, bunlar kesinlikle korku ve pişmanlık olacak, bunu biliyorum.
Orada bunlar yaşanırken, ben kaybolacağım. Kaçmaya çalışacağım; kaçamayacağım. Herkes gibi ama herkesten daha iğrenç olacağım. Sorgu meleklerine verecek cevabım bile olmayacak. Azap çekeceğim.

Ve muhtemelen cehennem ile cezalandırılacağım.

Cehennemde iblisi de göreceğim.
Freud da orada olacak; onun için üzüleceğim. Hâlâ psikanalizle uğraşıyor olacak, garibim. Düşünme eylemini güzel yapıyordu, ama doğru şeyi düşünememiş. Orada da psikolojiyle falan uğraşmayın diye onu keresteciliğe yönlendireceğim. Bilirsiniz, -en azından tahmin edersiniz- cehennemde çok tutulan bir meslek olacaktır.

Yine de şanslı olacağız, çünkü aşk diye bir şey olmayacak. Cennette neler yapıyorlar diye meraklanacağız. Bu, sonsuza kadar böyle devam edecek.

Her şey, ruhunun et yığınından kurtulmasıyla başlayacak. Duyduğun pişmanlık hiçbir halta yaramayacak.

Dediğim gibi; hepsi bir ihtimal. Ama iblise karşı koyamadıkça, her biri gerçekleşmesi pek de zor olmayan ihtimaller.


bd.
2012.



14 Temmuz 2012 Cumartesi

Boşluğun Çocukları

Bizim neslimiz olarak,


Ne savaş gördük ne de büyük bir aşk yaşadık.
Ne büyük bir edebi akım geldi ne de biz doğru bir şeyler yapabildik.


O yüzden biz sadece,


Boşluğa şiir yazarız, boşluğun resmini yaparız.
Boşluğu ve boşluğun her köşesini anlatmaya çalışırız.


Biz, içimizdeki boşluğu anlatmaya çalışırız.
Olmayan bir şeyi, ''Şey'' niteliğine sokarak anlatmaya çalışırız.


Her şeyin farkındayızdır.
Ama içine girip ötesine geçemeyiz...






                                                            

13 Temmuz 2012 Cuma

Necla, ne lanet bir şeysin

Güne hep geç başlardın Necla.
Her zaman yorgun, sıkkın ve bıkkın bakardın dünyaya.
Belki de güneşin nasıl doğduğunu bilmediğindendir bu boktan hallerin;
onun eksikliğini mi hissettin, bilemiyorum.

Sana bir şey söyleyeyim mi Necla,

ebe olup güneşi sen doğursaydın keşke.
Belki o zaman, bu kadar lanet bir karı olmazdın Necla.

bd.
12.sıfıryedi.2063-51

11 Temmuz 2012 Çarşamba

Son,

Boş versene.
Hadi bu seferlik.
Kendime gelmek gibi,
Bir amaç yok
Denememeyi deniyorum.
Bunu denemelisin,
Beni sev isterdim.
Boş versene.
Ne de olsa,
Sahip olabilirsin.
Yalnız hissediyorum.
Kısacası; her zaman ki gibi.
Sigaramı söndürürken;
Öyle söndüğümü hissettim.
Hadi ama!
Gelsene; yaklaşmadan.
Özledim demek cesaret işi.
Ve bende c'si bile bulunmaz.
Avuçlarında; parmak uçlarımı hissetmeni,
İsterdim.
Ya dünya gibi kendi etrafımızda dönmek zorunda olsaydık?
Söz uçar;  yazıları da ben silerim.
Geriye; hiç kalır.
Sen her şey olabilmeyi nasıl başardın?
Sus. Öğrenmek istemiyorum.
Sevmek; kendi etrafında dönmek zorunda olmaktan zor.
Ve ben seni seviyorum.
Çaresizliğim; oradan belli  oluyor mudur?
Giydiğin şarkılar; sana iki beden büyük.
Parmak izlerimiz; birbirini tamamlıyor.
Ama bunu; bilmemiş ol.
Seninle ilgili şeylere nokta koymak.Yapamam.
Bu yüzden;
Son,

03.21-11 Temmuz

6 Temmuz 2012 Cuma

Yayın başlığı yok'tur.

Belgisiz bir ütopyanın en yağmurlu köşesi burası. İnsan ruhuna kadar ıslanabiliyor dışarı adımını atınca. Cam da oluşan damlacıklardan, parmak uçlarınızla harfler yapabiliyorsunuz. Her şey tek kişilik burada. Odam; yalnızlığıma göre dizayn edilmiş. Bunun yanında her yere sessizlik hakim. Yo hayır üzgün değilim, belki biraz beni yalnız bırakanlara kırgın olabilirim. Fazlası değil.

Aslında buraya bir aşk yazabilirdim diye düşündüm. Ama var olan tüm aşkları, tüketmiş; kağıtlara, kalemlere sığdıramamış sonra da sıradanlaştırmıştım. Belki de bu yüzden yalnız kalmıştım.

Fakat; bu umrumda değildi. Ya da ben öyle algılamak istiyordum, bilemiyorum.

İnsan burada günden güne sıkılıyor. Önce her şeyin size şirin gözüktüğünü söyleyebilirim. Çünkü ilk geldiğinizde beyaz kıyafetli insanlar size gülümseyip ne kadar da güzel bi yer olduğundan ve mutlu olacağınızdan bahsediyorlar.

Sonra da sizi bir odaya koyuyorlar ve çıkartmıyorlar. Ve asık suratlı oluyorlar.
Hatta içlerinden bir kaçının hakkımda "Deli yazar" dediğini duydum. Biri de ötekinin kulağına fısıldıyor " Kitapları kaç milyon sattı zamanında, sonra eskisi gibi olmadı, işleri iyi gitmedi. Yalnızlıktan delirdi zaar"
Nereden çıkarıyorlar bunu, önce beni buradan çıkarsınlar.

Ne diyordum. İnsan dışarı çıkınca ruhuna kadar ıslanıyor. Bir kere çıktım ben. Islandım da. Belgisiz bi' ütopya burası. Her şey tek kişilik. Bide beyaz giymiş herifler olmasa, canıma minnet aslında.