oturma odası.

1 Aralık 2012 Cumartesi

dünyadan manzaralar.

güneş, kaybediyor bugün savaşını.
siyaha boyanıyor tüm evren.
ve yıldızlar,
azınlık hâle geliyor bu sonsuz karanlıkta.

mutluluk, sigortadan emekli oluyor
ve küçük bir sahil kasabasına taşınıyor tüm gülümsemeler.

sonrası ise, bildiğimiz o berbat hikâye:
şehirler insan sıçmaya başlıyor son hızla.
herkes kendi kıçının derdine düşüyor
ve orospuluk, günbegün yaygınlaşıyor.

insanlık,
vahşice öldürüyor kendini on-dokuzuncu yüzyılın başlarında.

tanklar,
çiçekleri ezerek ilerliyor düşman cephelerine.

işte böyle.


bd.
01.12.2012

20 Kasım 2012 Salı

Kafamın İçi Adeta Bir Tren İstasyonu


Kendini olmadığın gibi biri oldurmaya çalışmak gibi, yanlış yere göç eden kuş gibi. Karmakarışık haller. Güneş doğacak bilirsin ama sabahın gelmeyeceğini hissetmek gibi. Ait olduğun yeri öylece bırakıp gitmek gibi. Bazen bilinçli olarak yaptığın yanlışlar gibi. Sessizliğin bile gürültülü gelmesi gibi. Yarım kalan bir rüya gibi. Son sigaranın kırılması gibi. Karnının aç olması ama hiç bir şey yemek istemeyişin gibi. Kendini kül tablasından farklı görmemek gibi. Gibi de gibi, senin olmayışın. 
Var olduğunu bilmek ama yokluğunu hissetmek, içimde ki her şeyi tek tek kırıyor. Sanki seninle birlikte bütün hislerimde gitmiş de öylece boş bir bedene sahibim. Üzüntüm; imkansızın ta kendisiyken imkansızı bana öğretişindi. Sensiz günlerin, ayların geçmesi hatta yılların geçecek olması; kızgınlığım, kinim bundan başkasına değildir. Franz Kafka'nın Milena'sı değildim ama seni en az öyle sevebilirdim. Seviyordum da.


"bugün hikayeler anlatamayacağım sana kafamın içi adeta bir tren istasyonu. bir sürü tren var bazıları kalkıp gidiyor bazıları yeni geliyor gümrük işlemleri, pasaport işlemleri yapılıyor. vizemi soruyorlar bu sefer her şeyim tamam olduğu için rahatlıkla gösteriyorum vizemi. onlar da çıkabilirsiniz diyorlar. “açın artık şu kapıları! acele edin lütfen. çünkü milena bekliyor” diyorum. onlar da özür dileyip açıyorlar kapıları ardına dek."
                                                                                                                                   Franz Kafka - Milena'ya Mektuplar

17 Kasım 2012 Cumartesi

bir ölünün not defteri. 5.

not: birazdan okuyacağınız bu sikimsonik dizelerde aşık bir budalaya rastlayabilirsiniz. korkmayın. zararsızdır.
***

acıdır aşk'ı bu denli büyük kılan


gözlerin. gözlerimle bir savaş hâlinde.
gözbebeklerimi deşip
kalbimi bombalıyor bakışların.
şimdi anlıyorum ki:
bu aşk'ın ana malzemesi,
acı
ve bir parça hayal kırıklığı..



mavi gökyüzü

mavi, sen varsın diye gökyüzünde.
gökyüzü, sen varsın diye bu denli güzel.
ve aşk,
sırf sen varsın diye ihtimaller dahilinde.


ilahi şeyler

sen benim kutsal kitabım.
sen benim peygamberim.
sen benim dinim.

tanrı'm affet,
ben bu kadına tapıyorum..



seni düşledim

düşledim. düşlerim. düşlerimdeyim. düşlerimdeydin.
bir yıldızın üzerindeydin

ve yeryüzüne düşüverdin.



müebbetim

sana hapsoldum.


bd.
17.on1.iki-bin12




5 Kasım 2012 Pazartesi

Guy Fawkes'ın Anısına

İyi akşamlar Londra..

Önce yayını kestiğim için özür dilemek isterim..Pek çoğunuz gibi bende evimin güvenli ortamında, günlük sıkıntılardan uzak, televizyon başında keyif almaktan hoşlanan biriyim... Ben de her insan gibi severim ama onun anısına hürmeten şimdi burdayım... Geçmişte yaşanan o çok önemli olayda mücadele ederken hayatlarını kaybeden o insanların anısına böyle bir kutlama yapmak istedim.. Ve böylece beş kasım gününün artık hiç hatırlanmadığını anladım... Bu yüzden oturup sohbet etmemiz iyi olacak diye düşündüm. 

Elbette konuşmamı istemeyen kişiler de vardır... Eminin şu anda telefonlarda emirler yağdırılıyor ve silahlı adamlar yola çıkmaya hazırlanıyor... Neden? Çünkü konuşulmaya çalışılan yerde coplar söz alıncaya kadar sözler her zaman gücünü korumaya devam eder... Gerçeklerin ortaya konulduğu sözleri dinleyen herkes için büyük anlam taşıyan sözler... Ve gerçek şu ki bu ülkede yolunda gitmeyen bir şeyler var... Zulüm ve adaletsizlik, hoşgörüsüzlük ve baskılar! 

Özgürlüğünüz kısıtlanıyorsa, düşünme ve konuşma hakkınız yoksa, sensörler ve çipler her hareketinizi, her konuşmanızı izliyorsa orada işlerin yolunda gittiği söylenemez... Peki bu nasıl oldu? Kimi suçlayalım? Evet, elbette diğerlerinden daha fazla sorumlu olan birileri mutlaka var... Ama yinede aynaya baktığınızda suçluluk duyuyorsanız gerçeği öğrenmişsiniz demektir! Neden yaptığınızı biliyorum... Neden korktuğunuzu da... Kim korkmaz ki! Savaş, terör, hastalıklar sağduyunuzu ve cesaretinizi kaybetmenize neden olacak çok değişik nedenler ortaya çıkmıştı. Korku içinizi sardı ve o panik haliyle Adam Sutler adındaki o başkana sarıldınız! Size düzen ve barış vadetti. Karşılığında sessizlik ve emirlere itaat etmenizi istedi. 

Dün gece o sessizliğe bir son verdim. Dün gece bu ülkeye unuttuğu bir şeyi hatırlatmak için adliye sarayını uçurdum. 400 yıl önce bu millet 5 Kasımı sonsuza dek unutmamak üzere hafızalarına kazımıştı... Dünyaya adaletin, korkusuzluğun ve özgürlüğün sadece söz olmadığını anlatacaktı... Bakış açısı buydu. Eğer bir şey görmüyorsanız bu devletin suçları sizin için bir bilinmezse ve karşı çıkmıyorsanız demek ki 5 Kasımın unutulmasına siz izin verdiniz! 

Eğer sizde benim gördüğümü görüyorsanız, benim gibi hissediyorsanız sizde benim gibi arıyorsanız o zaman yanımda olmanızı istiyorum. Bir yıl sonra bu gece parlamentonun girişinde bulunun. Birlikte olup onlara beş kasımın asla unutulmadığını, unutulmayacağını gösterelim.

2 Kasım 2012 Cuma

neden (soru işareti, yanına ünlem)

Sakardım. Hep bir şeyleri kırardım: Hem bir şeyleri hem de birilerini...
Hiçbir zaman anlamadım neden böyle olduğumu.
Anlamıyorum da.
Anlayamayacağım da.
Anlayamayacağım işte anasını sikeyim, anlayamayacağım!

bd.
2012.

27 Ekim 2012 Cumartesi

sırılsıklam yağmur

adam, kadını izliyordu:
kadın, mutluydu; sırılsıklam mutluydu
yağmur yağıyordu çünkü.


kadın, yağmuru severdi

adam da, bunu çok iyi bilirdi.

adam, düşünceliydi:

önce gökyüzüne baktı
ardından kadına.

adam, açtı ellerini gökyüzüne

ve avucuna dolan yağmur damlalarını seyretti.

yağmur damlalarından bir kolye yapıp

kadına uzattı
ve toprağa karıştı.

kadın, şaşırmıştı;

anlayamadı neler olduğunu
gülümseyiverdi.

yağmur, dindi

ve kadın, toprağın kokusuna aşık oldu.
adam, kadını izliyordu.


bd.
yirmiyedi.10.12

20 Ekim 2012 Cumartesi

bir ölünün not defteri. 4.

bazı ilişkilere dair:

İlişki, iki kişiyle başlamıştı. Fakat iki kişiyle son bulmayacaktı...
Sevgi yoktu; beklenti vardı.
Her iki taraf da kendilerinde eksik olan sevgiyi, diğer taraftan bekledi. Aslında ikisi de boştu. Bomboştu.
Aşk hep karşı yüklendi ve yitirildi.
ve bir hikâye daha sona erdi...


zihin oyunlarına dair:

Bir fotoğraf karesi çok tehlikeli bir objedir.
Zihninizde unutulmaya yüz tutmuş her şeyi, bir anda canlandırıverir.


beynim, kerhane;
düşüncelerim, pezevenk.


carpe diem'e dair:

Uyumadan önce alarmı kontrol etmekle bile, carpe diem'e ihanet ediyoruz!


bizli dalgalar:

Biz, berbat insanlarız.
Biz sevmeyiz mutlu olanları, başarılı olanları, boka bok diyemeyenleri.
Gerçeği söylemek gerekirse: Biz kimseyi sevmeyiz.
Sevgiyi kaybettik çünkü. Ya da sevgi bizden kaçtı, bilemiyoruz.

Biz?


konuşmaya dair:

Bir zamanlar konuşmak, duyguları ifade etmek için kullanılan bir yöntemdi.
Şimdilerde ise, duyguları saklamak için tercih edilir oldu.


sonbahar, aşıklar içindir!


beceremediğimiz şeyler hakkında, konuşuruz.
bkz.:

Sevmek, olağan bir şeydir.
Önemli olan; nasıl sevdiğin, nasıl daha çok sevdiğin, nasıl koşulsuzca, nasıl itaatkâr sevdiğindir.


herkes, hiç kimsedir:

Bir cümlenin öznesi "herkes" ise, kimse üzerine alınmaz o cümleyi.


ölüm ve yalnızlık
bu gece ortak çalışmakta!
bd
.
20.on.20on2

14 Ekim 2012 Pazar

kulaklarım görene kadar

İntihar ya da trafik kazası, fark etmez;

ikisi de seni dolaylı yoldan cehenneme çıkarır.

***


Diğerleri yaşıyor,

ben ise
imrenerek onları izliyorum.

Güneş;
diğerlerine umut dağıtırken
benim gözlerimi yakıyor.

Evren genişledikçe, küçülüyorum
hayallerim
sığmıyor artık bedenime!

İnsanlara bakıyorum;
gülüyorlar, mutlular.
Ya da çok güzel rol yapıyorlar!

Yıldızlar, dostlarım!
Beni hiç terk etmiyorlar.
Tek sorun,
omuzlarına yatıp ağlayamıyorum.

Kulaklarım görene kadar
seni
bekleyeceğim.

Hazin bir öykü benimkisi,
beş para etmez:
Salı pazarından alınmış üç liralık bluz gibi.

Fakat biliniz:
Günün birinde, her şey düzelecek
ve o günün arefesinde
ben Tanrı'nın huzurunda hesap veriyor olacağım...


batuhan. durak.
i k i
binon
i k i

8 Ekim 2012 Pazartesi

Martin Niemöller



“Naziler komünistler için geldiğinde sesimi çıkarmadım; çünkü komünist
değildim.
Sosyal demokratları içeri tıktıklarında sesimi çıkarmadım; çünkü sosyal
demokrat değildim.
Sonra sendikacılar için geldiler, bir şey söylemedim; çünkü sendikacı
değildim.
Benim için geldiklerinde, sesini çıkartacak kimse kalmamıştı”.
Martin Niemöller

7 Ekim 2012 Pazar

bir ölünün not defteri. 3.

*yine biz'e dair:

Grinin, maviye savaş açtığı zamanlarda,
Yeterince kirli ve çirkin bir dünyadayız.

Öfkeyle sevişen bulutların
Gayrimeşru çocuklarıyız!


*yalnızlığın trajikomik hâlleri:

Yalnızlığı kaldıramıyorsan,
çükünü kaldırırsın.


*uzayda bir akşam ziyafeti:

Galaksi, pür dikkat izliyor bizi.
Ben ve yıldızlar
Yıldızlar ve ben
Dans ediyoruz gökyüzünde.


*gurur'a dair:

Gurur; her şeyi öldürmemişti.
Bazı şeyleri
acı çekmemiz için bırakmıştı.


*ölüm'e dair beklentiler:

Ölüm; sizin için emeklilik, bizim için terfi.


*iki kişiyiz, üçüncümüz gökyüzü:

İki kişiyiz ve içimizden biri katil.
Unutma;
kana bulaşmış aşklar, silinmez gökyüzünden!


*merhamet'e dair:

Merhamet, tarihe karışmış eski bir uygarlık gibidir.
Ha unutuldu,
ha unutulacak..


*sevmeye dair kalın puntolu ince notlar:

Bunca yalnızı bir arada görünce
anladım ki:
Sevmek, usta işi bir sanatmış!


şiirle ve sevgi ile kalın!
06.on.2012

bd.