oturma odası.

20 Kasım 2012 Salı

Kafamın İçi Adeta Bir Tren İstasyonu


Kendini olmadığın gibi biri oldurmaya çalışmak gibi, yanlış yere göç eden kuş gibi. Karmakarışık haller. Güneş doğacak bilirsin ama sabahın gelmeyeceğini hissetmek gibi. Ait olduğun yeri öylece bırakıp gitmek gibi. Bazen bilinçli olarak yaptığın yanlışlar gibi. Sessizliğin bile gürültülü gelmesi gibi. Yarım kalan bir rüya gibi. Son sigaranın kırılması gibi. Karnının aç olması ama hiç bir şey yemek istemeyişin gibi. Kendini kül tablasından farklı görmemek gibi. Gibi de gibi, senin olmayışın. 
Var olduğunu bilmek ama yokluğunu hissetmek, içimde ki her şeyi tek tek kırıyor. Sanki seninle birlikte bütün hislerimde gitmiş de öylece boş bir bedene sahibim. Üzüntüm; imkansızın ta kendisiyken imkansızı bana öğretişindi. Sensiz günlerin, ayların geçmesi hatta yılların geçecek olması; kızgınlığım, kinim bundan başkasına değildir. Franz Kafka'nın Milena'sı değildim ama seni en az öyle sevebilirdim. Seviyordum da.


"bugün hikayeler anlatamayacağım sana kafamın içi adeta bir tren istasyonu. bir sürü tren var bazıları kalkıp gidiyor bazıları yeni geliyor gümrük işlemleri, pasaport işlemleri yapılıyor. vizemi soruyorlar bu sefer her şeyim tamam olduğu için rahatlıkla gösteriyorum vizemi. onlar da çıkabilirsiniz diyorlar. “açın artık şu kapıları! acele edin lütfen. çünkü milena bekliyor” diyorum. onlar da özür dileyip açıyorlar kapıları ardına dek."
                                                                                                                                   Franz Kafka - Milena'ya Mektuplar

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder