oturma odası.

3 Eylül 2012 Pazartesi

bu savaşta ateşkes yok

Hayat tarafından üzerinde her türlü oyun oynanmış, her acıyı tecrübe etmiş, ruhu kirlenmiş, yapayalnız bir adamdı. Yaşamak onun ilk işi değildi, sadece bekliyordu.

Yalnız değildi; fakat kimsesi yoktu.
Yalnız değildi; fazlaca düşmana sahipti.

Heyecan duyusunu yitirmişti, yoksunluk çekiyordu. Çaresizdi...

***

Sanki güneş tüm ışığını, doğrudan ona vuruyormuş gibi bir yük vardı üzerinde. Ateşler içindeki buz kütlesi gibi eriyordu. Çaresizdi...

***

Onun yapmakla yükümlü olduğu, sorumluluk gerektiren tek işi, uyumaktı. Dolayısıyla günde 15 saat "harıl harıl" (ya da "horul horul" artık ne derseniz) çalışıyordu.

***

Umutsuz değildi; fakat yarın'ı yoktu.

***

3 yıldır aynı yerde yaşıyordu... Koskoca 3 yıl ve aynı yer! Bu durum, onun için bir başarı sayılırdı. Belediyenin 4 yıl önce inşasına başladığı, sonra yarıda bıraktığı bu bina artık onun evi sayılırdı.

Gelecek seçimlerde belediyenin değişmemesi için dua ediyordu, çünkü bu belediye çalışmıyordu. Eğer biraz olsun işlerini iyi yapsalardı, evsiz kalırdı. Çaresizdi...

***

Her hafta farklı birahanelere giderdi. Gittiği yerlerde tanınmamalıydı. Çünkü çıktığı her birahanede bir düşman kazanıyordu. Bir göz aşinalığı bile sonu olabilirdi. Çaresizdi...

***

O gün, hiç gitmediği, 8. cadde'deki birahaneye gitti. Birasını aldıktan sonra gözleriyle kendine sessiz bir köşe buldu ve oraya oturdu. Gürültünün hayli fazla olduğu bu ortamda, yeterince sessizdi.

Birasının bitmesini bekleyen gençten biri, bizimkinin 
(nereden bizimki oluyor bu herif, onu da anlamış değilim) yeni bira istemek için elini kaldırmasıyla yanına sokuleverdi. Sol elindeki birayı adama uzattı.


-Merhaba ahbap! Seni buralarda ilk defa görüyorum. Birilerinden kaçıyor olmalısın.

Adam başını kaldırmadan ağır bir eda ile yanıtladı:

-Ölümden kaçıyorum. Beni bu hayata bağlayan hiçbir şey olmamasına rağmen, ölümden kaçıyorum.

Genç, fazlaca bilgin olduğunu zanneder bir tavırla:

-Sizler için ölüm, güzel bir kurtuluş kapısı değil midir?

Adam kafasını kaldırdı ve gözleriyle adamın gözlerini bombaladıktan sonra:

-Henüz değil evlat!

-Nasıl yani?

Adam sol elinin tersiyle ağzını sildikten sonra anlatmaya başladı:

-Eğer şimdi ölürsem, kaybedeceğim. Şeytana zafer çığlıkları attırıp, Tanrı'yı utandıracağım. Bunu yapamam. Unutma evlat, Tanrı evreni yaratırken en çok insanoğluna güveniyordu.

-Ama insanoğlu...

-Evet, insanoğlu her şeyi berbat etti. Kötülüğe yenik düştü. Cennete başı dik şekilde girme fırsatını, haz peşinde koşarken kaybetti.

Genç adam, şaşırmış görünüyordu:

-İsa aşkına... en son ne zaman kiliseye gittin sen?!

Adam, ifadesini bozmadan ayağa kalktı:

-Unutma, şeytan her kılıkta. Koru kendini.

Birkaç adım attıktan sonra arkasını döndü ve ufak bir tebessümle:

-Bira için sağ ol!

***

Adam birahaneden ayrıldı ve şeytanla olan savaşına devam etti.

Şeytan zırhını geçirmiş bekliyordu ve her an karşısına çıkabilirdi.

Çünkü, bu savaşta ateşkes yoktu!



bd.
2012.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder