oturma odası.

3 Haziran 2012 Pazar

Bana ne? Ya size?

Kaç gündür evden çıkmadım. Kaç gündür diyorum çünkü inanın bunu ben bile bilmiyorum.
Günler birbirine ince ipler gibi bağlanmış, bir gün kötü geçti mi hepsini etkiliyor.
Günler ince ipler gibi birbirlerine dolanmışlar ve nerede başlayıp, nerede bittikleri bilinmiyor.
Açıkçası ne sakin bir pazar olmuş ne de sıkıcı bir çarşamba...
Pek de umurumda değil doğrusu.

Geçmeyen günlerden bana ne? Ya size?

Öfkenin bir yerlerden aktığını hissedebiliyorum ama nereye akar, kimin içine akar? Kimi son raddesine kadar doldurur bilmem. Bilmek de istemem.
Gerginim. Gerginiz; bizim komşularla. Geceleyin çok içip, biraz da sarhoş(!) olup, orta halli gürültü yapıyormuşum.
Güya neymiş efendim partiler veriyormuşum her gece evde. Partiler! Hem de ben! Peh!
Yalnızım ulan yalnız. Sen de tutturmuş partiler, içkiler, otlar, memeler diyorsun. Ne şizofrenik komşular!

Sarhoşluğumdan da bana ne? Ya size?

Ertesi gün 'kendi evimizde bile içemiyoruz ulan' deyip attım kendimi sokaklara. Ama yine yalnızım, değişmez kural bu çünkü. Derken fazla kalabalık bir barda buluveriyorum kendimi. Birisiyle yumruk yumruğa kavga edip stres atmak istiyorum. Ama yarın sabah parasını ödeyemeyeceğim bir hastane odasında uyanmaktan korkuyorum.
Vazgeçiyorum. Sonra en iyi yaptığım işe koyuluyorum; içiyorum!
Etrafta, 'saat sabaha karşı dördün sessizliği'
Çıkıyorum bardan, yağmur başlamış.
Sonra bir evim olduğu aklıma geliyor. Biraz da sarhoş olmuşum. Çok değil, anca bir yalnız kadar.
"Tanrım!" diyorum, "param kalmamış."
Eve yürüyerek gitmek gibi bir sorumluluk da var şimdi üzerimde.
"Yürüyebilecek kadar sağlamım. Sağlam mıyım? Sağlamsın tabii, aslanım!" diyorum kendi kendime ve soldan 2. sokağa giriyorum. Harabe evlerin olduğu bir sokak burası.
Artık kullanılmayan yıkık dökük gecekonduların yanından, artık kullanmadığım ruhumla beraber ilerliyorum.

Ruhumdan bana ne? Ya size?

Ellerimde, hayatıma giren o minik burunlu kadınlardan birinin elleri olması gerekirken... Yağmur dolduruyor, avuçlarımın boşluğunu. Bunu düşündükçe mahalleme gelen, kapıma gelen, yatağıma gelen, hayatıma gelen sonra da kalbimi çalıp giden kadınlar geliyor aklıma. Sinirlerim bozuluyor yelkovan akrebi kovaladıkça.
"Neden olmadı be babalık" diyorum, kızıllaşan gökyüzüne bakarak. Tanrı hep susar ya yine susuyor, ya da yağmur gözyaşlarıdır kim bilir. Ağlarken konuşamıyor'dur.

"Şu harabelerden bile yalnızım, Tanrım. Konuşmuyorsan da duy bari"
"Oradaysan ve sevecek tek sen kaldıysan"
"Duy beni"

Tanrı'dan bana ne? Ya size?

Delirdiğimi biliyorum. Ama bunu bilmem, çözüm için yeterli değil bu denklemde. Hayatına x desen de çözemiyorsun işte. Üstelik cevap anahtarına bakmak da bir halta yaramıyor!

A! Eve kadar gelmişim. Sırılsıklam ama sağasağlam. Sarhoşken bile kendimi kontrol edebilme yeteneğinle gurur duydum. Ölmeden önce bunu bir kez daha yapmalıyım.
Tam kapıyı açacağım sırada Hamdi Abi'nin merdivenlerden indiğini gördüm. Sanırım sabah namazına gidiyordu. Çok iyi bir adamdır aslında, tam cennetlik. Öbür dünyada, onunla karşılaşamayacağım için üzülüyorum.
"Nereden böyle evlat, ıslanmışsın.." diyor Hamdi Abi. Ben de "Islattılar be abi..." diyorum, neyi kastettiğimi bilmeyerek.

Islaklığımdan bana ne? Ya size?

Hemen duş aldım ve mutfağı girdim. Buzdolabını açtım 2 gazoz şişesi ve 3 biradan başka bir şey yoktu. "Nasıl yaşıyorum ulan ben?!" dedim kendi kendime. Farkında olmadan tebessüm ettim, zaten yaşamıyorum ki!
Bu kadar anlamsız bir hayatı, bu kadar anlamsız bir şekilde sürdürmek, inanın bana, çok anlamsız!

Açtım, ama evde bir zeytin bile yoktu. Açtım, midem bomboştu.
Ben de zeytin yerine, biraz hapla doyururum karnımı! Hem de ebediyen acıkmazlar bir daha!
Sonra buzdolabından bi' bira alıp, oturma odasında hapları aramaya koyuldum ve buldum.
Nedense hiç tereddüt etmiyordum kendimden, sakindim. Ellerim titremiyordu. Çünkü ardımda bıraktığım tek kişi Hamdi Abi idi.
Kutuyu açtım, yaklaşık 13-14 tane aldıktan sonra kutuyu kanepeye fırlattım. Dediğim gibi, nabzım olağan halindeydi, her şeyden emindim. İçimdeki tek korku 'ya başaramazsam' korkusuydu.
Daha fazla beklemeden yuttum hapları. Teker teker değil, hepsini birden.

Zaman artık geriye doğru dolmaya başlamıştı. Yatak odasına gittim, yorganı açtım, içine girdim ve bir daha acıkmayacağımın garantisiyle uykuya daldım.

Kendi ölümümden bile bana ne? Ya hiç var olmayan size?


Cansu Sena Şuşut - Batuhan Durak

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder