oturma odası.

29 Mayıs 2013 Çarşamba

aslında yoklar'mış

şimdi yanmış kalplerimize merhemler süreriz. yalnızca yalnız. 
sessiz kalabilen her damarımız, kırmızı bir gün batımından bulutlardan kanar.
ve ruh çığlıkları, boş konaklar da dolanmaktansa tam içimizden bağırır, serbestliği için. 
biz yıkık döküklüğün çocuklarıyız ve karnımızı sabah sigaralarıyla doyururuz. 
biz ölmeyi iyi biliriz, duygularımızın uçlarında. 
biz acıyı severiz, severiz ki mutluluk öyle elini kolunu sallayarak gelmez.


biz günlük tutmak isteyip de günlük tutamayan insanlarız, bu yüzdendir ki hayata 1-0 yenik başlar ve koşarız. 
kuş kadar özgür ve kuş kadar kafes içiyiz'dir biz. 
biz hastayızdır ama iyileşiriz. iyileşiyoruz'dur da.
nice dokunuşlar unutur bedenlerimiz ve sevdiğimiz elleri sahipleniriz. 
öpmek bizim için dünyayı baş aşağı ve herkesi alaşağı etmektir.
biz gözümüzle görmez, kulağımızla duymaz, tüm duyularımızı kalbimize yükler öyle yola çıkarız.

biz herkesiz ve en çokta hiç kimseyiz aslında. varlığımızın somut kanıtı masada ki kül tablası ve 
bir kaç kağıt parçası işte.

11 Mayıs 2013 Cumartesi

neclalı şiyirler. 8.

Seni sevmemin senle bir alakası yok.
Devlet buna karışamaz.
Öğretmen sözlüye kaldırıp seni neden sevdiğimi soramaz.
Sen de
soramazsın.
Beni sevme diyemezsin.
Kimi seveceğimi sana mı soracağım?

Ansızın severim seni mesela.
Nisan bitmeden severim.
Edip Cansever okurken severim.
Belki Turgut Uyar göğe bakarken severim.
Belki kızıl bir akşamüstü yorgun sokaklarda severim.
Tam tarih vermiyorum ama
22. Yüzyıla varmadan muhakkak severim.

Müslüm Baba aramızdan ayrılmadan severim mesela.
Matematik sınavına girmeden önce severim.
Eşyalarımız modernleşirken, bedenlerimiz ilkelleşiyor ya git gide;
Göğsüm bakır devrine vardığında severim.
Oltaya takılan balığın kovaya atılışını izlerken severim.
Sen mercimek çorbasını sevmesen de severim.
Hatta Necla,
Hatta
Adın Necla olmasa bile severim.

Fakat, bil ki, en çok,
-Bu konuda müsterih ol-
En çok
Sen beni sevmiyorken severim.
Çünkü bunu yüzlerce kez test ettim!


bd.
05.05.ikibinonüç

1 Mayıs 2013 Çarşamba

müfit abazan'ın hikayeleri. 2.

Beni okula gitmek için uyandırmakla görevli 07.15 alarmını bugün, beynimle ve kulaklarımla oral seks yaparken yakaladım. Senin adın “beni okula gitmek için uyandırmakla görevli 07.15 alarmı” lan. Senin görevin beni uyandırmak. Sadece uyandırmak. Beynimle ve kulaklarımla –hem de her ikisiyle birden– cinsel ilişkiye girmek de ne demek lan?! Göt oğlanı.

Bir güne sinirli başlayınca, tüm günün boktan geçmesi gibi bir tespit var önümde. Ama bunu tespit eden sikko beyinler, benim Necla’yı görmemle birlikte dünya üzerindeki bütün dertlerden arındığımı bilmiyorlar.

İşerken beni okula gitmek için uyandırmakla görevli 07.15 alarmının şirketimizle olan ilişiğini kesme kararı aldım. Yüzümü yıkarken de aldığım kararı uygulamaya koydum ve beni okula gitmek için uyandırmakla görevli 07.15 alarmını muhasebeye yolladım, tazminatını alması için.

Önlüğümü giyerken  beni okula gitmek için uyandırmakla görevli 07.15 alarmının yerine sınıfının en gelişmiş alarmlarından olan 07.30 Alarmını aldım. 07.30 Alarmı işinde çok profesyoneldir. Anne şefkatiyle uyandırır insanı.

Bir de aramızda kalsın ama ben bunları sigortasız çalıştırıyorum. Şşş, devlet duymasın.

***

Sınıfa girdiğimde öğretmen yoklama alıyordu. Ben sınıfa girdikten iki saniye sonra “…Müfit?” dedi. “Burada öğretmenim!” dedim. Nefes nefese bir halde. Ama cuk oturdu. Özür dileyip yerime oturdum.

Çantamdan defterimi çıkarırken donakaldım. Öğretmen 3 defa Necla demişti ve Necla 3 defa buradayım dememişti. Necla gelmemişti. Necla yoktu. Hasta mı olmuştu? Ama dün turp gibiydi. Aman Allah’ım. Necla şu an gözlerimin menzilinde değildi. Başımdan kaynar sular dökülmüşe döndüm. Amıma koyulmuş gibi hissettim.

Bir de ben bağırdım: “Neclaaaaağğ! Nerdesin?”
Yine cevap yok.
“Öğretmenim Necla nerede? Hangi derede?” diye sordum şişko sınıf öğretmenine.
“Gelmemiş Müfit, sakin ol.” dedi. Ses tonu da kendisi gibi gayet sakindi.
“Nasıl gelmez?” dedim bağırarak. “Amına koyduğum mal öğretmeni nasıl gelmez?!” diye devam ettim. Ama içimden.
“Hastadır Müfit.” dedi. Hâlâ aynı sakinlikteydi.
“Dün sapasağlamdı!” dedim bağırarak. “Amına koyduğumun mal öğretmeni mayıs ayının ortasında hasta mı olunur?!” diye devam ettim. Ama içimden.

Ağlayarak sınıftan çıktım. Sümüğümü ve gözyaşlarımı önlüğüme sildim. Müdürün odasına gittim. Böyle böyle dedim.
“Necla okula gelmemiş. Arayın bakalım ailesinin haberi var mıymış? Okuldan kaçmış olmasın? Organ mafyaları kaçırmış olmasın bu kızcağızı?”
“Ne diyorsun oğlum sen?” dedi önündeki faksa bakarken. “Haydi yavrum, haydi sınıfına..” diyerek ve kovdu beni evde karısından azar yiyen kodaman ibne.
Odasından çıkarken “babanı pazara gönderdim ananas-aldırdım” dedim ve koşarak olay mahallinden uzaklaştım.

Tuvalette uzun uzun düşündüm. Bir şey yapmalıydım. 5 dakika dahi gecikirsem her şey için çok geç olabilirdi. Karakola haber vermeye karar verdim. Heyecanla bekçi kulübesine gittim.

“Veysel efendi aç kapıyı.” dedim.
“Olmaz” dedi Veysel Efendi. “Mahmut Hoca’nın kesin emri var.”
70 yaşında adam oldu, kendini hala Hababam Sınıfı’ndaki bekçi sanıyor. Keşke adı Veysel olmasaydı.
Yarım saat uğraştırdı beni. En sonunda çüküne bir tekme attım çıktım okuldan.

Taksiye bindim, ilçe karakoluna gittim, taksiden indim, taksici amcaya kapıdaki memuru işaret ettim, “parayı ondan alacaksın” dedim ve koşarak olay mahallinden uzaklaştım.

Önce beni başkomiserin odasına almadılar tabii. Ağladım zırladım, duygu sömürüsü yaptım, ikna ettim onları. Soluğu başkomiserin odasında aldım. Geçtim karşısına. Böyle böyle dedim.

“Amirim,” dedim. Hâlbuki omzunda 3 yıldız vardı. Amir değildi. Ama adamın egosunu okşamam gerekti. Amir demek en mantıklısıydı.
“Bu kız bugün okula gelmedi. Hırlısı var hırsızı var. İti var kopuğu var. Burası İstanbul, amirim. Burada 9 yaşında bir kız çocuğunun başına her şey gelebilir. Verin bir ekip bana sağ salim bulayım şu kızı.”

“Senin annen baban yok mu evladım? Numaralarını biliyor musun? Arayalım gelip alsınlar seni?” dedi halkı coplamaktan başka bir şey yapmayan at kafası.

Devletin polisinden de bir yardım alamayacağımı anladım ve kelepçelenmeden çıktım odadan.

Bahçedeki badigard kılıklı herife “O kalaşnikoflar size zimmetli mi ağbi?” diye sordum. Cevap vermedi. “O kalaşnikofu götüne sokayım senin.” dedim ve koşarak uzaklaştım olay mahallinden.

Cebimi yokladım. İki lira vardı. “Yeter herhalde” diye düşündüm ve yeniden düştüm Amerika yollarına. FBI ile görüşmeye gittim.  Onlarda başkomiser diye biri yokmuş. Dedektifle görüştürdüler beni. Sağ olsun, elin Amerikalısı beni çok iyi ağırladı.
Geçtim dedektifin karşısına. Böyle böyle dedim.

“Mrs. Necla …*, moruk, bilir misin koçum, kimdir? Nerededir? Kimlerle takılır?” diye sordum.
Hollywood oyuncularına mahsus olduğunu düşündüğüm şaşırma mimikleri yaptı dedektif.
“Zaten biz de onu kırmızı bültenle arıyoruz.” dedi.
“Bulursanız arayın beni.” dedim. Benle dalga geçmelerine daha fazla izin veremezdim.

Bahçedeki badigard kılıklı zenciye “O kalaşnikoflar size zimmetli mi ağbi?” diye sordum. “Heee benim, napıcan?” dedi. Oha! Elin zencisi Türk çıktı! “Kolay gelsin ağbi.” diye yusuf yusuf ederek uzaklaştım olay mahallinden.

Amerika’ya gelmeden önce iki liram vardı, hala iki liram var. Gidip bari marketten bir sakız makız alayım dedim. Sakızı aldım. İstanbul’a döndüm. Eve gitmeden önce son bir umutla Neclaların evinin yolunu tuttum.

Zillerine bastım. Kaliteli zilleri varmış. Gayet iyi ötüyor. Hayran kaldım. Ama açan olmadı. Bir daha bastım. Müthiş ötüyor yani. Bu zili yapan elektrikçinin eline sağlık. Derken kapı açıldı. Hem de Necla açtı kapıyı. İstemsizce sarıldım Necla’ya. Necla’nın yanında hep istemsizce hareket ediyorum zaten. Ne olduğunu anlayamadan. Sonra deplasmanda olduğumu hatırladım. Hemen geri çekildim.

“Yarın okula gelecek misin Necla?” diye sordum.
“Evet,” dedi sırıtarak. “Bugün uyuyakalmışım.”
Gülümsedim. Mutluyken gülümsemek bir başka oluyormuş. Yeni fark ettim.
07.15 alarmıyla mı uyanıyorsun?”
“Evet?”
“Bence 07.30 alarmına geç. Daha iyi diyorlar.”
“Anlamadım, Müfit?”
“Boş ver!” dedim. Hala gülümsüyordum. “Yarın görüşürüz, kendine iyi bak, Necla.”
“Sen de, görüşürüz.” dedi ve ben eve gider gitmez yarını beklemeye başladım.


bd.
sıfır1.sıfır5.2013