Adı: Müfit
Soyadı: Abazan
Sınıf: (....)*
Numara: (....)*
II. Dönem I. Sınav Matematik Soruları
Soyadı: Abazan
Sınıf: (....)*
Numara: (....)*
II. Dönem I. Sınav Matematik Soruları
Bir
kibrit çakıp tüm dünyayı yakmayı düşünecek kadar 'şey' bir çocuktum ben. Şey
işte. Şey.. psikopat. Daha doğrusu psikopatçık.
Sarıyı sevmezdim. Bu yüzden günümün yarısını “Güneş’i nasıl yok ederim” diye düşünmekle geçirirdim. “Güneş’i öldürürsem beni ‘katil’sıfatıyla yargılayamazlardı” diye de düşünürdüm. Ayrıca “11 yaşında bir bebeyim ben, mahpuslara koymazlar beni bu yaşta” diye de düşünürdüm. Ha ayrıca, şu an fark ettim ki, birini öldürmeyi düşünüyorsanız 11 yaşında işinizi halletmelisiniz. Bilemedin 12. Sonra sıkıntı olabilir.
*
Günlerden bir gün, yine Güneş’i yok etme planları kurarken kafamda, aklıma NASA geldi. Bildiğimiz NASA: Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi. NASA bu işi çözer, dedim. Dedim ve düştüm Amerika yollarına. Sonra NASA’yı bastım. Böyle böyle dedim.
“Size Güneş Sistemi’nin adını değiştirmenizi tavsiye ediyorum. Zira Güneş Sistemi dediğiniz şeyde Güneş'in etrafında dönen gezegenler var. Yani gezegenler olmasa Güneş bir boka yaramaz. Ayrıca Güneş gezegen değil, yıldız. O yüzden ya Güneş Sistemi’nin adını değiştirin ya da Güneş’i hepten yok edin.” dedim ve ekledim: “İkinci seçenek daha mantıklı değil mi?”
Anlamadılar geri zekâlılar. Şapkalı a ile hem de, o derece geri zekâlılar. Nasıl bilim insanları bu NASA’dakiler allaşkına. Sonra düşündüm. Türkçe söylemiş olmam da anlayamamalarında bir etmen olabilir dedim. Sonra tekrar düşündüm ve kendime kızdım. Koskoca bilim insanı olmuş adam Türkçe’den mi anlamayacak dedim. Milliyetçilik damarım attı.
NASA’dan umduğumu bulamayınca, ufolarından ayrıldım. Caddeye çıktım. 11ÜS’e bindim, Beyaz Saray’a geçtim. Obama’nın karşısına çıktım. Böyle böyle dedim.
“Beni Tayyip yolladı” dedim. Gülümsedi. Ortamı ısıttıktan sonra konuya girdim.
“Bana bir atom bombası versene kanka, Güneş’in anasını sikeyim.”
O da anlamadı.
“Fuck ne? Ne sun’ı ne fuck’ı ne mother’ı?” diye gevelemeye başladı Allah’ın cahili.
Sinirlendim.
“Ok by Obama. Ok by.” dedim, atarımı koydum ve çıktım Beyaz Saray’dan. Beyaz Saray'dan çıkar çıkmaz Beyaz Show'a gittim. Şaka şaka ona gitmedim.
Son çare olarak fen bilgisi öğretmenime danıştım. Kafasının ortası kel, peltek konuşan klasik bir fen bilgisi öğretmenidir kendisi. Düşünün yani. Ne kadar iyi anlaşabilirsiniz ki? Ona da böyle böyle dedim.
“Bakanlığa söyleyelim otu boku yasaklayacaklarına şu kitaplardaki Güneş’i yasaklasınlar.” dedim.
“Yarın velini çağır Müfit.” dedi. Amına koyduğum keli. Ne anlar ki.
Okulun laboratuvarından çıktım. Beni bir umutsuzluk sardı ki sormayın. Dedim yapamayacağım herhalde. Güneş’i yok etmeyi beceremeyeceğim. Derken son bir fikir geldi aklıma. Resim öğretmeninin yanında aldım soluğu. Kıvırcık saçlı, kendini ressam sanan, güzel sanatlar lisesi mezunu entel bir kadın kendisi. Tahmin edersiniz ki ona da böyle böyle dedim.
“Öğretmenim bari şu Güneş’i boyasak? Sarı çok bayıyor beni.”
“Tamam” dedi. “Hangi renk olsun?”
Şaşırdım. Beklemiyordum hemen kabul edeceğini. Aklıma gelen ilk rengi söyleyiverdim.
“Mavi.” dedim. “Mavi olsun öğretmenim.”
Sarıyı sevmezdim. Bu yüzden günümün yarısını “Güneş’i nasıl yok ederim” diye düşünmekle geçirirdim. “Güneş’i öldürürsem beni ‘katil’sıfatıyla yargılayamazlardı” diye de düşünürdüm. Ayrıca “11 yaşında bir bebeyim ben, mahpuslara koymazlar beni bu yaşta” diye de düşünürdüm. Ha ayrıca, şu an fark ettim ki, birini öldürmeyi düşünüyorsanız 11 yaşında işinizi halletmelisiniz. Bilemedin 12. Sonra sıkıntı olabilir.
*
Günlerden bir gün, yine Güneş’i yok etme planları kurarken kafamda, aklıma NASA geldi. Bildiğimiz NASA: Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi. NASA bu işi çözer, dedim. Dedim ve düştüm Amerika yollarına. Sonra NASA’yı bastım. Böyle böyle dedim.
“Size Güneş Sistemi’nin adını değiştirmenizi tavsiye ediyorum. Zira Güneş Sistemi dediğiniz şeyde Güneş'in etrafında dönen gezegenler var. Yani gezegenler olmasa Güneş bir boka yaramaz. Ayrıca Güneş gezegen değil, yıldız. O yüzden ya Güneş Sistemi’nin adını değiştirin ya da Güneş’i hepten yok edin.” dedim ve ekledim: “İkinci seçenek daha mantıklı değil mi?”
Anlamadılar geri zekâlılar. Şapkalı a ile hem de, o derece geri zekâlılar. Nasıl bilim insanları bu NASA’dakiler allaşkına. Sonra düşündüm. Türkçe söylemiş olmam da anlayamamalarında bir etmen olabilir dedim. Sonra tekrar düşündüm ve kendime kızdım. Koskoca bilim insanı olmuş adam Türkçe’den mi anlamayacak dedim. Milliyetçilik damarım attı.
NASA’dan umduğumu bulamayınca, ufolarından ayrıldım. Caddeye çıktım. 11ÜS’e bindim, Beyaz Saray’a geçtim. Obama’nın karşısına çıktım. Böyle böyle dedim.
“Beni Tayyip yolladı” dedim. Gülümsedi. Ortamı ısıttıktan sonra konuya girdim.
“Bana bir atom bombası versene kanka, Güneş’in anasını sikeyim.”
O da anlamadı.
“Fuck ne? Ne sun’ı ne fuck’ı ne mother’ı?” diye gevelemeye başladı Allah’ın cahili.
Sinirlendim.
“Ok by Obama. Ok by.” dedim, atarımı koydum ve çıktım Beyaz Saray’dan. Beyaz Saray'dan çıkar çıkmaz Beyaz Show'a gittim. Şaka şaka ona gitmedim.
Son çare olarak fen bilgisi öğretmenime danıştım. Kafasının ortası kel, peltek konuşan klasik bir fen bilgisi öğretmenidir kendisi. Düşünün yani. Ne kadar iyi anlaşabilirsiniz ki? Ona da böyle böyle dedim.
“Bakanlığa söyleyelim otu boku yasaklayacaklarına şu kitaplardaki Güneş’i yasaklasınlar.” dedim.
“Yarın velini çağır Müfit.” dedi. Amına koyduğum keli. Ne anlar ki.
Okulun laboratuvarından çıktım. Beni bir umutsuzluk sardı ki sormayın. Dedim yapamayacağım herhalde. Güneş’i yok etmeyi beceremeyeceğim. Derken son bir fikir geldi aklıma. Resim öğretmeninin yanında aldım soluğu. Kıvırcık saçlı, kendini ressam sanan, güzel sanatlar lisesi mezunu entel bir kadın kendisi. Tahmin edersiniz ki ona da böyle böyle dedim.
“Öğretmenim bari şu Güneş’i boyasak? Sarı çok bayıyor beni.”
“Tamam” dedi. “Hangi renk olsun?”
Şaşırdım. Beklemiyordum hemen kabul edeceğini. Aklıma gelen ilk rengi söyleyiverdim.
“Mavi.” dedim. “Mavi olsun öğretmenim.”
Kadın
başıyla onayladı. Eline bir A4 kağıdı aldı. Büyük bir daire çizdi. İçini de
maviye boyadı.
“Al,” dedi. “Bu senin Güneş’in.”
“Al,” dedi. “Bu senin Güneş’in.”
Bu kadın
salak sandı herhalde beni. Küçük Prens'in etkisinden kurtulamamış. Aldım kağıdı, “Sen al bu Güneş’i götüne sok!” dedim.
Tokadı yedim. Ve gittim.
Okuldan eve bir köprü vazifesinde gören kaldırımların üzerinde ağır ağır yürürken Güneş’e yalvardım.
“Güneş ağbi,” dedim. “Elini ayağını öpeyim çık git şu hayatımdan. Fenalık geliyor bana. Lütfen ağbi.” dedim.
Güneş o anki çocuksu masumiyetimden etkilenmiş olacak ki saklanıverdi bulutların ardına. Sonra yağmur damlaları düştü kirpiklerime. Koşmaya başladım sokağın eski kaldırımlarında. Paçalarım ıslandı. Gökyüzüne baktım. Yağmur dindi. Güneş tekrardan –tüm sarılığıyla- yüzünü gösterdi. Yanında da bir arkadaşı vardı. Tanıştırdı bizi.
“Bu sevimli şey,” dedi
ve yüzünde oluşan gülümsemeyle devam etti: “Gökkuşağı.”Okuldan eve bir köprü vazifesinde gören kaldırımların üzerinde ağır ağır yürürken Güneş’e yalvardım.
“Güneş ağbi,” dedim. “Elini ayağını öpeyim çık git şu hayatımdan. Fenalık geliyor bana. Lütfen ağbi.” dedim.
Güneş o anki çocuksu masumiyetimden etkilenmiş olacak ki saklanıverdi bulutların ardına. Sonra yağmur damlaları düştü kirpiklerime. Koşmaya başladım sokağın eski kaldırımlarında. Paçalarım ıslandı. Gökyüzüne baktım. Yağmur dindi. Güneş tekrardan –tüm sarılığıyla- yüzünü gösterdi. Yanında da bir arkadaşı vardı. Tanıştırdı bizi.
Ben de gülümsedim.
“Memnun oldum.” dedim. “Bu halinizden gerçekten memnun oldum.”
Ve o gün gökyüzündeki her şeye aşık oldum. Güneş’in sarılığını gökkuşağındaki sarıyla özdeşleştirdim.
Ertesi gün okula gittim. Necla’nın göbek adının Güneş olduğunu öğrendim. Salakça gülümsedim. Önce sınıfın penceresinden bize yansıyan Güneş’e baktım. Sonra Necla’ya. Sevdim. Bir daha.
batuhan durak.
30.03.2013.
Necla kim çok merak ediyorum ama ben....
YanıtlaSilemin ol ben de en az senin kadar merak ediyorum! ehehe
YanıtlaSil