oturma odası.

30 Temmuz 2014 Çarşamba

müfit abazan'ın hikayeleri. 4. dört!

birinci bölüm için: müfit abazan. n.
ikinci bölüm için: müfit abazan. e.
üçüncü bölüm için: müfit abazan. c.


*

"tarih koca bir yalandan ibarettir."

*

"müfit ben geldim.
Yine.
S
eni bir yere götüreceğim."
dedi o meçhul ses. 



Ben o sırada puding tenceresini sıyırmakla meşguldüm. Kafamı kaldırmadan göz ucuyla aynadan arkama baktım. Yine o. Soktuğumun işsizi. Utanmaz adam. Cafcaflı entarili sünnetsiz kafir. papa 8. gregorius! Sen git milleti aforoz et.. sonra affet.. cennetten arsa sat.. almira rent a car’dan araba kirala.. kutsal şarabı hüplet.. sarhoş ol.. sonra gel müfit abazan’la uğraş. Olacak şey mi bu götten bacaklı papa.

"a
ğbi.. yine mi sen allaşkına?"
"allah'ı karıştırma müfit. Biliyorsun ben emekli papayım."
"ağbi allahını seversen siktir git."
"allah'ı karıştırma müfit. Biliyorsun işte anasını satayım, ben emekli papayım."
"a be papa amcam, canım amcam, gözüm amcam.. senin yüzünden uyuyamaz oldum be. İçtiğim suyu işeyemez oldum. Nereye gitsem orada bitiyorsun ya. Gusül alamıyorum. Daha da beteri gusül almayı gerektirecek şeyi de yapamıyorum. Haydi git ağbi. Haydi n'olursun. Haydi dostça ayrılalım."

Elimi uzattım, sıkmadı.


"insan kendi yarattığı birini öldürebilir mi müfit?"

Ve derin sessizlik. Düşündüren bir sessizlik. Ve benim dillere destan nutuğum:


"Ey efendi! Ey koca götlü papa gregorius! Ey insanlığın yüz karası! Ey şarap fıçısına kaçan at sineği! Ey Haçlı seferlerinin en becereksiz kumandanı! Ey kendi evinde 8 haftadır galibiyete hasret takımın teknik direktörü!
Ey  çükünü kaşıyarak aforoz kasan crazy ecnebi! Affet lan beni. Kırdım seni. Affet."

"taşak geçme müfit, haydi işimizi halledelim. Daha gidip müzeyyen'le buluşacağım."
"vaaaay reyis, daha dün geldin yirmi birinci yüzyıla hemen manita yollarına düşmüşsün. Karaköy hatunu mu bu?"
"dalga geçme müfit, ciddi düşünüyoruz biz."
"tamam papacım, tamam. Hem ben sana bir şey sormak istiyorum. Şu yeni seçilen meslektaşın hakkında. Hani Arjantinli olan.""eee n'olmuş ona?"
"ulan o gençliğinde nişanlanmış.. evlenmek yasak değil mi ağbi sizde? Barlarda badigartlık falan yapmış.. yirmi iki yaşında da akciğerini almışlar bunun. Bu kesin sikmiştir birilerini ha. O nasıl papa olacak söylesene gregoriusum benim."

"onu nasıl seçtikleri daha kaydadeğer bir soru müfit."
"laga luga yapma şimdi, laga luga yapma, sizin de neler yaptığınızı biliyoruz yani."
"neyse, karıştırma şimdi oraları."

(papa 8. gregorius'un ne boklar yediğini merak edenler için üçüncü bölümün linki: üfürükçü papa 8. gregorius, haçlı seferlerini bok etti!!! )

"hepiniz taşağı büyük şarapçı pezevenklersiniz, biliyorsun diil mi papacık."
"haydi gidiyoruz müfit, uzatma haydi"
"nereye gidiyoruz yahu yine?"
"senin performans ödevin neydi müfit?"
"mete han hakkında bilgi toplayınız. Bilgilerinizi sunum şeklinde sınıfla paylaşınız." Elime yazmıştım unutmayayım diye, oradan okudum.  
"ne zamana peki bu ödev müfit?"
"ayın on yedisine.” Yine elimden kopya çektim.
"bugün ayın kaçı müfit?” Ahan da işte bu elimde yazmıyor.
Bu yüzden bu soru karşısında epeyce düşündüm. Sonra geleneksel ha siktirimi çektim. Bugün ayın kaçı olduğunu hatırlamıyorum ama bunu sorduğuna göre ve bu adam beni ilgilendiren şeyleri benden iyi bildiğine göre kesin on altısıdır.
"on altısı. On altısı. On altısı amına koyim. On altısı bugün. Ne bok yiyeceğim."
"haydi gidiyoruz, müfit"
"nereye şimdi papa, akşam akşam. Görmüyor musun yapmam gereken bir ödev va.." demeye kalmadan kollarının arasına aldı beni  ve elleriyle gözlerimi kapadı. O vaziyette öylece kalakaldık. Gökyüzüne yükselmedik, bulutlara falan çıkmadık. Yaklaşık iki dakika kazık gibi durduk. Şak diye odaya annem girse durumu açıklayacak hiçbir sik yok ortada. 
"papa, gözünü seveyim bırak beni de…"
"şşş.. sessiz ol müfit!"
"ulan.."
"sessiz oool.."


 ***



"aç gözlerini müfit!"
G
özlerimi öyle sıkı kapamıştım ki göz kapaklarım birbirine yapışmıştı sanki.
"korkuyorum  lan papa!"
"aç gözlerini müfit.. aç hadi!”

Geleneksel ha siktirlerden biri daha. Karşımda pos bıyıklı cengaverler. Çadırlar. Atlar. Hayvan derilerinden ve tüylerinden yapılmış kıyafetler.
"ya papa! Madem beni buralara kadar getirebiliyorsun, söyleseydin mete han’a o gelseydi bize! gerçi o şimdi ortalığı dağıtır falan annem kızar.. neyse.. tamam haydi.. nerede mete han? Onluk sistem falan diyorlardı hani göremiyorum hiçbir şey.. bunların hepsi dağınık."
"mete han yok burada müfit. Biz mete han hakkında bilgiyi mete han’dan değil halkından alacağız. Esas kaynak her zaman toplumdur. Ve o toplumun istinasız bütün bireyleridir. Yönetenler değil, tamam mı. İyi belle bunu."
"yalnız bir şey diyeceğim gregorius.. -gregorius da çok uzun isim ya bir ara sana kısa bir isim bulalım.. Gazanfer mesela- neyse bunu demeyecektim ben. Ne diyecektim ki lan? Hah tamam tamam, ya şimdi biz evden akşam dokuzda çıktık, saat farkından dolayı mı burada gündüz?"
"bilmiyorum müfit arada iki bin iki yüz yıllık bir fark var, belki o yüzdendir."
"biz bu insanlarla bu kıyafetlerle mi konuşacağız papacım, hah, bunu da düşünmüşsündür umarım."
"ya şuradaki avm’den alırız geyik derisi ucuz bir şeyler sen dert etme o kadarını sadece gözlerini kapa."
"kapıyorum ama üzerimdekileri değiştireceksen n'olur donumu çıkardığını fark etmeyeyim. Huylanırım. Bir de çıkardıklarımı katlayıp koy. Anam kızıyor sonra."
"e be çocuk, e be çocuk, kapa şu gözlerini.."
"…"
".."
"."
"aç haydi.."
"pantolonu Türkler bulmuş diyorlar, keşke pantolon giyseydik anasını satayım."
"çünkü daha bulmadılar müfit!"
"tamam papa, tamam, kızma!.."
"al şu kağıt kalemi de gidelim soru soralım mahalle sakinlerine."
"milattan önce iki yüz sularındayız, daha Sümerliler yazıyı bulmamış, kimse de demeyecek o elinizdekiler ne diye, değil mi bay 8. gregorius"
"unuttururuz unuttururuz tüm bunları.. sonra bir şeycikler olmaz, tarihi alt üst etmeden, işimizi halleder gideriz."
"işine gelince şak unuttururuz, işine gelince gözlerini kapa donunu değiştireceğim.. sen ne anasının gözü bir papa çıktın öyle ya."

Neyse efendim.. ağır ağır yaklaşmaya başladık çadırlara.. çekinmiyor da değilim açıkçası. Milattan önce iki yüzde yaşayan biriyle nasıl konuşulur, ne sorulur? Ufaktan bir kararsızlık var yani. Ammaaan.. allaşkına.. elin papasıyla anlaşıyoruz da bunlarla mı anlaşamayacağız yahu? Ona da çekeriz bir ayar! Ne ki canım. 

Saltanat düşkünü sanmayın da buraların efendisi benim amına koyim!


***


konuşma 1:


"merhabalar efendim, size hanınız mete bey hakkında birkaç soru sorabilir miyim?"
"pardon siz kimsiniz"
"bilo ağayım! 18 köy 20 bin camış sahibi apdo ağanın oğlu bilo ağa!"
"ha?"
"şaka efendim şaka, bakmayın siz bana.. oğuzların kayı boyundanız biz anne tarafından, baba tarafı bulgaristan göçmeni.. şey yani idil bulgarları.. belki bilirsiniz.."
"duyduk duyduk, ufak tefek bir boymuşsunuz, bir sike yaradığınız da yokmuş zaten. Göçebe hayat yaşıyorum diye de komşu boyların ağaçlarına dalıyormuşsunuz.. topunuzu deşeriz ayağınızı denk alın koçum"

ya hakikaten ırkçılık yapmak gibi olmasın ama bu Türkler resmen haydut yahu.. Tabii bunu içimden söyledim.. sakata gelmeyelim, sakatat olmayalım.


"sağ olun efendim, size mete han’ın nasıl bir hükümdar olduğunu sormak istiyorum."

"fiziksel anlamda mı duygusal anlamda mı?"
bir an papayla göz göze gelip ufak bir tebessümleşme yaşadık.
"her ikisi de efendim, buyurun"
"ya öncelikle mete, boylu poslu, mavi gözlü, tahminimce 1 80 boylarında filinta gibi bir hükümdardır. İncecikten bıyıklarıyla da genç kızların sevgilisidir. Hatta kendisi çin seferinden döndükten sonra da bir albüm çıkaracak allah’ın izniyle"

İslamiyet öncesi türk tarihi. METE HAN. Milattan önce. "ALLAH'IN İZNİYLE" DEDİ ADAM. Hikayede boşluklar var. Gözden geçirmelisiniz. Siktir lan oradan!

"ayrıca kendisi çok duygusal bir adamdır. Savaş meydanlarında yetişmesine karşın kan görmeye dayanamaz. O kadar hassastır. Çok meşhur koşmaları vardır. Anonim derler ama aslında hepsini mete bey bizzat kaleme almıştır. Bakın efendim, bunu sunay akın bile bilmez, ilk kez bu röportajda belirtiyorum bu bilgiyi."
"papa bırak ya sallıyor bu sallıyor. Gel başkasına soralım."
"vakit ayırdığınız için sağ olun.. sağ olun.."



konuşma 2:


"affedersiniz, birkaç soru sorabilir miyim.."
"yalnız çabuk olursanız ocakta yemeğim var da.."
"hiç vaktinizi almayacağım sizden mete han’ın tahta çıkma hususuyla ilgili bilgi almak istiyorum.."
"ne gibi bilgiler?"
"yani mete bey’in babası tarafından aslında tahta layık görülmediği.. onun yerine üvey oğlunu tahta çıkarmak istediği.. bu yüzden mete bey’i çinlilere esir olarak verdiği.. fakat mete bey’in tek başına çinlilerin elinden kurtulup daha sonra da gelip babasından tahtı devraldığı söyleniyor.. bu doğru mu efendim?"

"KÜLLİYEN YALAN! YALAN EFENDİM!.. doğrusu şudur: çinlilere değil yuezhilere esir veriyor teoman, mete'yi."
"öyle mi efendim?"
"öyle öyle.. mete çok çekti babasından.. babası da hep üvey annesinin gazına geldi.. ben her zaman diyorum yabancılardan gelin melin prenses falan almayalım, burada gül gibi türk kadınları var"
(bu arada memelerini düzeltiyormuş gibi yaparak bize iş atıyor kadın)
"peki kurultay’ın bu konuda bir karar alma olasılığı var mı sizce?"
"yok anam yok, biz daha bu prenseslerden çoook çekeriz. Bizim erkeklerin çükü ancak çinli hatunlara kalkıyor zaten."
"peki efendim teşekkürler."


konuşma 3:

"beyefendi, bir bakar mısınız, birkaç soru sorabilir miyim efendim?"
"tabii siz de oscar adayı bir artistle röportaj yapmak istiyorsunuz.. fakat öyle herkese röportaj vermiyorum ben. siz bbc’den misiniz?"
"yok, yeni akit’teniz biz. Orospu çocuğu. Yürü gidelim papa ya, millet kafayı yemiş."



konuşma 4:


"amcacım bir şey soracağım müsaade var mı?"
"ilerden sola dön, yüz metre sonra sağında kalacak.."
"yok amcacım yok.. yol sormayacağım.. onluk sistemi soracağım.. nasıl sizce?"
"onluk sistem mi? Hiyerarşik yapının zirvesi koçum ne diyeyim yani.."
"onbaşı erleri sikiyor, yüzbaşı onbaşıyı sikiyor, binbaşı yüzbaşını sikiyor, sonra mete alayını sikiyor."
"mete han mı kurdu bu yapıyı amcacım?"
"ya aslında iskitlerden çalıntı diyenler var ama biz mete buldu diye bildik, öyle anlatıyoruz.."
"iskitlerin de payı olabilir diyorsunuz yani."
"ya kesin iskitler buldu da tarih işte birkaç yalan sıkıştırmak lazım."
"peki sağ olun amcacım, teşekkür ediyorum.."



***




"hepsini. Bütün saçmalıkları. Harfi harfine not aldım papacığım. Haydi gidelim, yolumuz uzun."

"kapa gözlerini müfit.."

Gözlerimi açtığımda mavi pijamamla yatağımdaydım. Masanın üstünde bir dosya ve içinde bir not vardı.

"günaydın müfit! En son gözlerini kapa dediğimde uyuyakalmıştın. Kıyamadım uyandırmaya. Ödevini de temize çektim, buraya bırakıyorum, yarın  teacher-porn kategorisinin aranan yıldızı olan o öğretmenin yüzüne çarparsın bunu. Ben müzeyyen'leyim. Kib. By."

"sana da günaydın papa 8. gregorius, sana da günaydın dinlerin kardeşiliği! tamam tamam.. sana da günaydın sosyal mesaj verme içgüdüsü!"






otuz.sıfır7.ikibin14

batuhan durak.




13 Temmuz 2014 Pazar

nur topu gibi bir yalnızlık.


süheyla hanım ile necla hanım arasında olmayan farklar,

*


gece ne tuhaf değil mi süheyla hanım
nasıl da gizliyor şu biçare yalnızlığımızı
yalnızlığımı demiyorum, tanrı değilim ben
bu, gökyüzünün sahip çıktığı bir yalnızlık
bu, bütün ilahi dinlerde insana bahşedilmiş bir yalnızlık
bu, kuşların göç vakti geride bıraktığı bir yalnızlık
bu, bizim yalnızlığımız

-tebrikler bize süheyla hanım! nur topu gibi bir yalnızlığımız oldu

gece ne tuhaf değil mi süheyla hanım
titreyen ellerime dokunmaz hiç başka el
gece, süheyla hanım, bulutları bile saklayan
şu biteviye karanlık şey, şu dertli haykırış
nasıl oluyor da bir anda salıveriyor yıldızları göklere

-var olasın gece!
biteviye kelimesini ilk kez cümle içinde kullanabildim senin sayende


gece ne tuhaf değil mi süheyla hanım
ayrıca sizi sevmem.. düşünüyorum da
fazlaca gayriihtiyari ve olabildiğince arabesk
ve biz, süheyla hanım
yalnız sizle beni kastetmiyorum –tüm insanevladı–
     biz, fevkalede bahtsız organizmalarız
içtiğimiz sigaranın, kokladığımız menekşenin
sevdiğimiz insanların dahi hesabını veremezken
iki nefes ardımızda cennet bırakmışız

-yaşasın döllenmemiş ruhların gökyüzünde gezinen gölgeleri!

gece ne tuhaf değil mi süheyla hanım
bizden sakladığı bir ölüm var, kandırılmışlık var
yalan var, imtihan var, acı var, yıkılmışlık var

sizi sevmek bu hayatı yaşanılır kılmaz, süheyla hanım
ucunda mütemadiyen kaybetmek var

üzgünüm süheyla hanım,
bilmediğim yollara saptım ve o bilmediğim yollarda
çakallık yapacağım diye kestirme arayıp durdum
viraj çok keskindi –size vuruldum
kan yoktu fakat ip sağlamdı –boğuldum


gece ne tuhaf değil mi süheyla hanım
şuracıkta ölseniz kimsenin ruhu duymaz
bu işte kesin şeytanın bir parmağı var!
komiserler uyumuş, devlet uyumuş, deniz uyumuş
uyumayan bir tek aşıklar var!

neyse
sabah ezanı okunuyor
gördüğünüz gibi süheyla hanım, durum vahim
küme düşmüşüz çoktan, bunu Allah da biliyor
necla hanım da biliyor!



7temmuz201dört.
sıfıriki.elli1.

batuhan durak.