öldüğümde
çok gençti gençliğim
ne kadar
acı varsa tadılmamış
ne kadar şiir varsa yazılmamış
ne kadar gözyaşı varsa sinirden akamamış
ne kadar peygamber gönderilmişse dünyayane kadar şiir varsa yazılmamış
ne kadar gözyaşı varsa sinirden akamamış
hiçbiri tarif edemez nasıl gittiğini
hiçbiri tarif edemez gittiğin cuma gecesini
öldüğümde çok gençti gençliğim
sen gidince mahallenin bütün kedileri
şehri terk etti!
oysa ben ne vakit hapşıran bir kedi görsem
“çok yaşa” demeden geçmez idim
öldüğümde çok gençti gençliğim
ki dedemin babası derdi de inanmaz idim:
“evlat,
insan dediğin eşrefi mahlukat
her şeyden evvel senede iki üç defa ölmeli” diye
hayat ancak öyle anlaşılırmış
hayata ancak öyle alışılırmış
öldüğümde çok gençti gençliğim
ve gidişin bana çok şey öğretti:
saatler bozulsa da zaman durmuyormuş mesela
gülümseyişlerin sahteymiş
aşk diye bir şey gerçekten varmış
ve sen asla buna değer biri değilmişsin
ayrıca karadeniz’de dağlar denize paralelmiş
ondört.12.2018eksi5.