bir zamanlar ufak da olsa bir evimiz vardı.
evimiz! yani ikimizin! yani bizim!
yani biz!
şimdilerde ner'deyiz?
hatırlar mısın sevgilim;
mutfak en sevdiğimiz yerdi
çünkü, ikimiz de yemeyi çok severdik
tek sorun:
tuzu hep fazla kaçırırdın
yine de aynı iştahla yerdik
şimdilerde hipertansiyon hastasıyım
sebebi beraber yediğimiz tuzlu yemekler değil;
sebebi, sensiz yediğim yemekler.
sensiz...
yani, tek başıma!
yani biz!
şimdilerde ner'deyiz?
hatırlar mısın sevgilim;
mutfak en sevdiğimiz yerdi
çünkü, ikimiz de yemeyi çok severdik
tek sorun:
tuzu hep fazla kaçırırdın
yine de aynı iştahla yerdik
şimdilerde hipertansiyon hastasıyım
sebebi beraber yediğimiz tuzlu yemekler değil;
sebebi, sensiz yediğim yemekler.
sensiz...
yani, tek başıma!
hatırlar mısın sevgilim;
"Yalnızlık, en büyük günahtır!"
diye evin her yerine asardık
birbirimizi hiç bırakmayacağımıza yeminler ederdik
ama sen sözünde durmadın
beni yalnız bıraktın
beni günahkâr ettin.
diye evin her yerine asardık
birbirimizi hiç bırakmayacağımıza yeminler ederdik
ama sen sözünde durmadın
beni yalnız bıraktın
beni günahkâr ettin.
hatırlar mısın sevgilim;
kötü haberler duymaktan hoşlanmazdık ikimiz de
bu yüzden haber saatlerinde her şeyi kapatır
yaşadıklarımızı yazmaya çalışırdık
bazen gülüşmelerle kesilirdi yazılarımız
bazen de sevişmelerle...
hatırlar mısın sevgilim;
kendimizi, dünyanın en değerli şahsiyeti zannederdik.
kâh bir cumhurbaşkanı
kâh bir düşünce adamı olur
sonu gelmeyen tartışmalara dalardık.
fikirler, değerliydi bizim için
hatta bir keresinde
“Fikrim, sana olan aşkımdır!” diye bir şeyler söylemiştin
hayran kalmıştım;
sana, fikirlerine ve aşkına...
hatta bir keresinde
“Fikrim, sana olan aşkımdır!” diye bir şeyler söylemiştin
hayran kalmıştım;
sana, fikirlerine ve aşkına...
hatırlar mısın sevgilim?
Hatırlamazsın tabii...
çünkü, bunların hiçbirini yaşamadık ki!
çünkü, sen hiç gelmedin ki!
bd, dört yılda bir olan şubat günü, 2012